|
Tasarımcı ve Okul İlişkisi |
Selam,
Güzel Sanatlar Fakültesi kendisinden mezun olan öğrencileri iş yaşamına kazandırabiliyor mu... Bu sorunun cevabı bence hem evet, hem hayırdır... Çünkü olaya ne amaçla, ne gözle, ne tür bir yaklaşım açısıyla baktığınıza göre bu durum değişir.
Sanatsal açıdan baktığımızda evet. Çünkü sanat eğitiminin üstelik te konumuz grafik sanatları ise temellerinin kişiye aktarılması anlamında bence akademik düzeyde, yaşamsal düzeyde bilgi aktarımı olarak olması gerekenlerin almak isteyenlere aktarımı olarak baktığımızda sorun yok.
Peki sorun nerede... Yaşamın diğer alanında yani pratik düzeyde ki iş yaşamının kendisi mezun olan kişinin yaşama atıldığı durumda iş pratikliği, deneyim birikimi, sorunları çözüş pratikliği, konulara ve çalışma tarzlarına yaklaşım biçimi olarak hayır. Ben burada olaya alt bazda değilde üst bazda yaklaşılması taraftarıyım. Çünkü program öğrenimi, tasarımda kullanılacak olan programların seçimi, uygulama biçimi gibi durumlarda günümüzde her kullanıcının dönem dönem sorunlarla karşı karşıya kalması olağan bir durumdur. Her çıkan yeni programa alışma süreci gibi bilgisayarda tasarım yapma süreci üç aşağı beş yukarı aynıdır. Önemli olan temel eğitimden alınan bakış açısı, yaklaşım tarzı, concept yaratma becerisi, sanatsal bakış açısı vb. konulardaki temel eğitimdir. Fakat şu da var ki her okulu bitiren tasarımcı olamıyor. Tasarımcı olmak öncelikle bir yaşam biçimini kendinde zorunlu kılmak ve bu yaşam biçimini damarlarına kadar hissederek yaşamaktır. Durum böyle olunca da işin doğası gereği olması gereken süreci yaşayamayan kişilerin kendi kişisel becerilerinin üzerine gidip kendilerini dönem dönem yetiştirmeye özel çaba harcamamaları nedeniyle, önlerine her çıkan yeni duruma karşı tavır alır duruma gelmelerinin onların kendilerinin sorunu olduğu oysaki, başka yerlerde başka düşüncede olanların ise kendi çabalarıyla kendilerini günün şartlarına uydurma konusunda becerikli davrandıklarını görmüşümdür. Beceri ve yetenek insana gökten zembille inmez. Beceri ve yetenek yaratıcı olma isteğinin birer unsurlarıdır. Yaratıcı olmayı kafasının en uç noktalarında hisseden ve bu noktaları yemek, içmekle eş değerde tutan, bunu sağlamak için de gecesini gündüzüne katan her kişi başarılı olmaya mahkumdur.
Bu gerçekten hareketle grafik tasarım gibi bir konuda sanatsal ve temel eğitim almamış birinin üstelikte gelişen şartlara uyum sağlama azminde olmayan birinin sektörde kendisine yer edinebilime şansı oldukça sınırlıdır. Sektörü geniş bir yelpaze olarak ele aldığımızda işin kaymak noktasının Reklam Ajansları olduğunu düşünürsek; tasarımcı kişinin bu tür işyerlerinde kilit noktalara gelebilmesinin temel şartı okullu olmaktan geçer. Okullu olmak günlük iş yaşamında zorunlu olan davranış tarzının edinilmesinin kaynak noktasıdır. Ortak kültür; ortak davranış biçimi, ortak yaklaşım açısı ve ortak bakış için zorunludur. Reklam Ajanslarının dışındaki sektörel iş alanlarında ise daha çok alaylı tabir edilen kişilerin odaklandığını görmekteyiz. Alaylı olmanın vebalı olmadığını herkesin bildiği gerçeğinden hareketle bu tür işyerlerinde tasarımın mantığının gereği hareket eden arkadaşlarımızın daha aktif olanlarının olduğu gibi kaderine razı bir tarzda çalışanlarının olduğuna da çeşitli dönemlerde tanık olmuşumdur. Tasarımcı olmakla okullu olmanın aynı kefeye konduğu günümüzde, okulsuz tasarımcıların kişisel çabalarının kendilerini kaymak tabakada rol almaya yetmediğini bir gerçektir.
Yadsımadığım bir diğer konuda tasarım kurslarını bitirmiş arkadaşların sektörde çektiği zorluklardır. Gaza getirilerek piyasaya kafa üstü atılan bu arkadaşlar tasarımın yalnızca bilgisayarda birkaç program bilmek olduğunun kendilerine kavratılması nedeniyle sonraki süreçte oldukça zorlanmakta hatta hayal kırıklığına uğramaktadırlar.
Bu durumun özellikle ülkemizde son yıllardaki kriz döneminin ardından yaygınlaşmış olması tesadüf olmasa gerek. Okul bitirmiş tasarımcının yarı ücretinin altında çalışmayı kendisine uygun gören bu arkadaşlarımız sonraki süreçte daha iyi yerlere gelecekleri ümidiyle sonuna kadar çalıştırılmaktadırlar. Oysaki ne kadar çok çalışma o kadar iş olmadığı gerçeğini bir süre sonra anlayan bu arkadaşlarımız sistematik çalışmanın, sanatsal bakış açısının yoksunluğunu sonraki yaşamlarında oldukça fazla bir şekilde hisseder duruma gelmektedirler. Grafik tasarımcılığı dalında bu duruma gelinmesinde hiç bir kişinin kendisinin olumsuz çabası olduğuna inanmadığım için ve herkesin kendi yaşamsal kaygılarının ön planda olduğunu bildiğim için sektörde çalışan tüm arkadaşların kendi çabalarının değerlendirilmesinde hoşgörülü bir yaklaşımı savunmuşumdur. Herkesin çabalarının sonucunu alacağından emin olmanın bana verdiği cesaretle tasarımcı arkadaşların hangi kanaldan gelirlerse gelsinler kendilerini yetiştirme konusunda açgözlü olmalarının kendilerine büyük yararlar sağlayacağına inancım sonsuzdur.
Saygılar...
|