Geçenlerde işten çıkıp eve doğru yöneldiğimde birden aklıma şu geldi... Yolumun üzerindeki esnaf kişilere uğrayıp konuyla ilgili kısa bir nabız yoklaması yapmak. Karşıma ilk çıkan Berberim Hayati Abi oldu. Kendisine hal hatır sorduktan sonra soruyu yapıştırdım.
- Abi sence ukala nedir yada kimdir. - Adam uzun bir kahkaha attıktan sonra bana aynen şöyle dedi. - Sen...
Sonrasında ise şaka yaptım sakın alınma. Bilirim alınmazsın ama... dedi. - Bak sana ne anlatıcam. Geçenlerde adamın biri geldi. İlk kez geliyor tanımadım çünkü. Buyrun oturun dedim. Bir tuhaf baktı. Sonra oturdu. Nasıl olsun traşınız dedim. Ne traşı dedi. Saç mı sakal mı diyecek oldum. Kardeşim ben traş olmaya gelmedim ki bunu da nerden çıkartıyorsun. Ben kirayı almaya geldim dedi. Evet biliyordum bizim dükkan satılmış ve yeni sahibiyle de henüz tanışmamıştım. Fakat böyle de tanışılmaz ki diye düşündüm. Adam hadi madem oturduk. Yap bakalım bir saç traşı görelim dedi. Sonra da başladı konuşmaya. Aslında bende eski bir berberim biliyormusun? Hıııı.. Hadiii... dedim kendi kendime. Çattık. Bak bu senin taraklar eskimiş değiştir. Makasların ne malı. Ben Alman malı makastan başkasını kullanmam. Bak olmadı şimdi parfümünde adi bir markaymış. Ben en pahalısını alırdım. Müşteriyi memnun etmezsen sana gelmez sonra sen de benim kiramı ödeyemezsin. Neyse canım ben nasılsa yakınlarda oturuyorum. Emekli de oldum artık sık sık görüşürüz....
Bir anda beynimden vurulmuşa döndüm. Elimde makas aklımdan kötü kötü şeyler geçmekte. Ulan diyecem senin de berberliğinin deee... Ama lahavle çekiyorum içimden. İşte kardeşim adam o günden sonra pek gelmedi ama ukala deyince aklıma geldi sana da söyliyim dedim..... Ben gülmekten ne söyleyeceğimi bilemediğim için hadi sana kolay gelsin demek durumunda oldum sadece. Yolun ilerleyen adımlarında bazı ihtiyaçları almak için girdiğim küçük bir marketteki satıcıya bir yolunu bulup aynı soruyu sordum...
- Abi sence ukala nedir...? Ukala kimdir...?
Adam durdu, biraz düşündü ve şöyle dedi. Bak abicim dedi. Bir paket sigara almaya gelipte sanki marketi satın alacakmış gibi duran, konuşan, hatta kasım kasım bakan kişiye ben ukalanın daniskası derim. Benden bu kadar gerisini sen düşün dedi.
- Tamam abicim ben mesajımı aldım. Bana bir paket sigara dedim.
Adam tabiki doğal olarak kahkahayı bastı....
Ukala: Kendini akıllı ve bilgili sanan, bilgiçlik taslayan kimse. (TDK Sözlük.)
Kelimenin tam anlamıyla duruma uygun bir açıklama. Özellikle reklam ve tanıtım sektöründe yer alan bizler, bilginin kişiye olan yararını kavramış olan kimseleriz. Bilgi fazlasının göz çıkarmayacağı, azının ise insana emanet elbise gibi duracağı bir şeydir. Bilgili insanın bilgisinin sınırlarının olmadığını bilmemiz gerektiğinden herkesin bulunduğu konumdan bir sonraki konumuna yani daha çok bilgili olacağı konumuna doğru bir yolculuk içerisinde olması mantığını tek doğru olarak kabul etmeliyiz.
Eldeki mevcutla yetinmeyen her zaman daha fazlasını isteyen olarak bizler için en önemli olanın bilgimizin engin, sınırsız, erişilmez, karşı konulmaz olmadığının tarafımızca kabullenir olmasıdır. Sahip olduğumuz bilgi düzeyini elimizde bir koz, bir silah olarak görmek yerine bizden sonraki kişilere de ulaştırılması gereken bir emanet olarak ele almak ve bu şekilde davranmak zorunluluğumuz vardır. Tarihsel gelişim sürecinde bilgi sahibi olanla olduğunu sananlar arasında ve bilgi sahibi olmanın para sahibi olmaktan daha önemli olmadığını düşünen kişilerin bilgi sahibi olanlar karşısında düştüğü durumu şu örnekle betimleyebiliriz:
Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen, yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiç bir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir.
Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa; "Ben, bir serserinin önünde kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek, şu karşılığı verir; "Ben çekilirim!!" Anadolumuzun eşsiz zenginliklerinden sadece birini örnek olarak ele aldığımızda bile bilginin sahibi olmanın hoşgörünün sahibi olmayı da beraberinde getirdiğini güzel bir şekilde görürüz. Bununla birlikte hoşgörünün karşılıklı bir çaba ile olması gerektiğini ve tek ayağı eksik bir hoşgörünün ise topallayan niteliğinin kişilere zarar vereceğini de göz önünde bulundurmalıyız.
Tasarım dünyasında yer alan bizlerin yaşamsal deneyimlerinin ve karşılaştıkları durumların çeşitliliği bizim değişik sektörel yapılar içerisindeki kişilerle olan diyaloğumuzu da gündeme getirmektedir. Hiç bir sektörde bu kadar çeşitli kişilerle görüşmek zorunluluğu yoktur. Bize özgü bu durumu kendi lehimize düzgün, yapıcı, etkileşimci, etken, yönlendirici, gerektiğinde yönetici bir şekilde kullanmamız bizim kendi bakış açımızın zenginliğinin ana kaynağı olacaktır.
Ukalalık insanın doğuştan kazandığı kalıtsal bir özellik değildir. İnsan doğduğunda her tür düşünceden ve yaklaşım biçiminden uzak bir şekilde dünyaya gelir. Davranış yapısının oluşması kendisine sonradan dışarıdan verilen bir durumdur.
Yani insan ukala doğmaz. İnsan ukala olur.
Ukalalık bir de kişinin mesleğiyle birleşirse ki sektörümüz içerisinde oldukça yaygındır, bu durum içinden çıkılmaz bir hal alır. Tasarım dünyasının doğası gereği içerisinde bulunan kişiyi diğerlerinden ayrıcalıklıymış gibi göstermesi normaldir. Normal olmayan bu kişinin kendisini diğer insanlardan ayrıcalıklı olarak görmeyi sürdürmesidir. Tasarımcı olması gerektiği gibi, davranması gerektiği gibi, düşünmesi gerektiği gibi durumları sanki düşünmüş, davranmış, olmuş olarak algılamamalıdır. Her zaman kendisinden daha bilgili, kendisinden daha mütevazi ve kendisinden daha olgun kişilerin olabileceğini düşünüp onları kendisine örnek almalı ve o yolda emin adımlarla yürümelidir.
Sektörün doğası gereği oldukça stresli, hassas, kırılgan bir yapıda olması kişileri bir o kadar duruma uygun davranmaya zorlamaktadır. Tasarımcı olan kişi kendisini olduğundan farklı olarak gören kişi durumuna gelmeye başladığında aslında bir işçi (işyeri sahibi olanlar hariç) olduğunu unutup kendisini daha yukarılarda bir konumda algılamaya başlar.
Kafa emeğini kullanarak üretimin bir bölümünde yer aldığını unutup herşeyi kendisinin yaptığını ve kendisinin olmaması durumunda ise üretimin de olmayacağını kendisine telkin etmeye başlar. Oysa ki tarihsel üretim sürecine baktığımızda tanıtım sektöründe son birkaç yüzyıl hariç sistematik bir reklamcı ve tasarımcının olmadığını ama bunun yanında üretimin sistematik olarak yürütüldüğünü görmekteyiz. Fabrikasyon üretim tarzına geçilmesiyle birlikte rekabet unsurunun ön plana çıkması pazarlamada tanıtımın kullanılmasına, üretilen ürünlerin satışlarının arttırılması için reklam sektörünün yaratılmasının ihtiyacının ortaya çıkmasıyla birlikte sektörün içerisinde yer alan tasarım ve satışı arttırmayı etkileyici kişilerin ortaya çıkmasını zorunlu hale getirmiştir. Birkaç yüzyıllık bu geçmişten edinilen deneyimlerin ve özellikle de bilgisayar faktörünün devreye girmesinin biz tasarımcılara büyük yararlar sağladığı da unutulmamalıdır.
Bu gelişmeyi kendimizin bilgi dağarcığına eklemek durumunda olduğumuzu bilginin bize; kazanılması, yönlendirilmesi, aktarılmasını da beraberinde getirdiğinin unutulmamasını, kazanmış olduğumuz bilginin ise yerinde, anlamlı ve tutarlı bir şekilde diğer unsurlara aktarılmasının zorunluluğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir.
Sonuç olarak;
Ünlü bir filozofa sormuşlar:
- Hemen her yerde uluorta konuşuyorsun, söyle bakalım sen ne biliyorsun.
O da soranlara:
- Neyi bilmediğimi biliyorum... demiş.
Saygılar...
|