|
Uzun yıllar öncesini sektördeki yerimi grafik tasarımcı olarak almaya başladığım yılları anımsıyorum. O yıllarda hazırladığımız tasarımlarımızda bilgisayar kullanımı çok sınırlıydı. Çalışmalarımızı daha çok birebir elimizle yapar durumdaydık. Kullandığımız yardımcılarımız iletki, gönye, cetvel, rapido, kretuvar, pikaj kartonu ve pikaj mumu, vb. türden aletlerdi. Çalışmalarımızda bu aletleri kullanırken başka bir yardımcıya gerek duymadan çalışmalarımızı sürdürüyor ve olması gereken tasarımı bir şekilde bitiriyorduk. Sözün açığı bilgisayarı dizgi işinde ve çok sınırlı olarak kullanmak bizi rahatsız etmiyordu. Hatta bu durum bize övünç kaynağı bile oluyordu.
- Bilgisayar denen ilkel alete muhtaç değiliz..!
Kendimiz düşünüyor, kendimiz tasarlıyor, kendimiz çalışıyor ve kendimiz bitiriyorduk. Rapido ile pikaj kartonunun üzerine çiziyor, pikaj mumumdan geçirdiğimiz dizgideki o dönemin ilkel olarak gördüğümüz hatta yanına her gidişimizde " bu mu senin bilgisayar dediğin alet " diye şakayla karışık küçümser bir tavırla kendisine takıldığımız arkadaşımızın monitörü olmayan ve şimdiki klavyelerin neredeyse iki katı büyüklüğündeki bir klavyeyle sanki bir dikiş makinası kullanır gibi yazdığı yazıları dizip bize gönderdiği ve bizim öncesinde kendisine yazı sütunlarının genişliğini verdiğimiz yazıları pikaj kartonunun üzerine eğer dergi çalışması yapıyorsak sayfa sekreteriyle birlikte hazırladığımız sayfa mizampaj taslakları çerçevesinde, ilan hazırlıyorsak ta karakalem çalışmasıyla ön taslaklarını hazırladığımız tasarımları orijinale dönüştürüyorduk. Gerekli olduğu zaman bir dişi yazı için bir kaç aşamalı bir ön hazırlık durumu bizi hiç yormuyor hatta yöntemin bu şekilde olmasını sanki normalmiş gibi düşünüyor ve yapıyorduk. Karanlık odada saatlerde bir dia üzerinde çalıştığımızı hatırlayınca şimdilerde ne kadar çok boş zamanımızın olduğunu düşünüyor ve kendi kendime hayıflanıyorum. Hatta tasarımda kullanılacak ilgili seçilen dia üzerinde dekupe çalışması yapılacaksa reprodüksiyon çalışmasını yapacak kişilerle uzun tartışmalara tutuşmak bize hiç te zor gelmiyordu. Renkayrımcıda saatler süren çalışmaların, olması gereken doğal bir aşama olduğu ve bu ön hazırlık çalışmasının hazırladığımız tasarım için olmazsa olmaz bir durum zorunlu bir aşama olduğu bizce hiç yadırganmıyordu. Geçiş döneminin tasarımcıları olarak önümüzde akan gelişmelere kayıtsız kalmak bize hiç zor gelmiyordu. Olması gereken oluyor, fazlasına ve gelişmelere gerek olduğu düşünülmüyordu. Arkadaşlarımızla yaptığımız tüm görüşmeler, ortak çalışmalarımızın sonuçları bizi gururlandırıyor, kendi kendimize “biz neymişiz be abi” türünden o dönemin popüler sözlerinin döküldüğü sohbetler saatlerce uzayıp gidiyordu. Bu arada yanıbaşımızda olan gelişmelerin bize uzak durması için sanki birbirimizle sürekli sözleşiyor ve hatta birbirimizi bu konuda ayrıca cesaretlendiriyorduk. Bilgisayar da neydi..? Biz onu tanırmıydık..? Her şey bizdik ya da biz herşeydik. Düşünüyor, tasarlıyor, uyguluyor, tasarımları olması gerektiği bir şekilde bitiriyorduk. Müşteriye gönderdiğimiz taslak çalışmaların üzerine aydınger kaplayıp renkli olması gereken yerleri keçeli kalemle işaretleme yöntemi veya ilgili rengin kendisini göstermek ve o rengin onayını almak için ise kupon pantone'den koparttığımız perforajlı baskıya referans olacak rengi müşterimize çalışmanın üzerine yapıştırarak gönderiyorduk. O dönemde müşterilerimiz de sanki birer cindi. Leb demeden leblebici dükkanı sahibi edasıyla her gönderdiğimiz tasarımı bir çırpıda anlayan ve hatta ortaya daha sonra çıkacak bir tasarımın ön taslağı üzerinde bizimle yorumlaşan bu kişilerle şimdiki müşterileri karşılaştırmak mümkün bile değil. Şimdiki müşteriler onların yanında cahil ötesi kalır neredeyse.
Zaman akıyor, gelişmeler kendisini yavaş yavaş göstermeye başlıyordu. Bilgisayar denen alet bir oda büyüklüğünden başlayarak hızla küçülmeye ve bir masanın üzerinde yerini alacak boyutlara gelmeye başlıyordu. Bu türden bir bilgisayarı ilk gördüğüm günü çok net olarak hatırlıyorum. Bilgisayarın markası Amiga 3000. Çalıştığım işyerine kullanıcısı ile birlikte kapıdan içeri girdiğinde kendisine yine aynı küçümser tavırlarla bakmıştık. Masanın üzerine kurulduktan sonra bilgisayarın başına geçen ilgili arkadaşa hemen yanımızdaki odaya yerleşen bu arkadaşa hoşgeldin ziyareti yaptığımızda bilgisayarın başına oturmuş ve sanki bilgisayarla bütünleşmiş o kişiyi gördüğümde, duruma dışarıdan bakan birisi olmama karşın bilgisayarını o güne kadar bu kadar çok seven başka birini hiç görmediğimi anımsıyorum. O sevgi daha sonra bir şekilde bize de bulaşacaktı. Kendisine ilk olarak şu soruyu sormuştum:
- Bu bilgisayar ne yapar...?
- Grafik tasarım...
- Ne yani şimdi bu mu bizim yerimizi alacak..?
- Elbette...
Hep birlikte uzun uzun güldüğümüzü ve böyle bir şeyin olabilmesinin şansının olmadığını ilgili arkadaşa anlatmaya çalıştığımızı anımsadıkça o dönem ne kadar da komik bir şeyi yaptığımızı bugün daha iyi anlıyorum. Fakat işin ilginç yönü bu tür yorumları yapan yalnız biz değildik. Etrafımızda bulunan ve bizim gibi klasik yöntemlerle çalışan tüm arkadaşlarımız hemen hemen aynı görüşteydi. Bilgisayarın sektöre girmesinin öyle pek kolay bir durum olmadığı ve bu tür bir çalışma yöntemini bizim göremeyeceğimiz bizden sonraki nesilin ise belki görebileceği bizim dışımızdaki kişelerin de hemen hemen ortak görüşüydü. Bu tür konuşmalarla kendimizi belki avutuyor, hatta kendi kendimize telkinlerde bulunmanın gerekliliğine kendimizi kaptırıyorduk. Zaman geçiyor, bilgisayar teknolojisi sürekli gelişiyor, bizlerin dikkatini daha çok çekmeye ve hatta ilgi odağımıza yerleşmeye yavaş bir şekilde de olsa başlıyordu.
1988 yılının sonbaharında ilk Macintosh bilgisayarı gördüğüm güne kadar herşey olmasını düşündüğüm bir şekilde devam etti. Macintosh bilgisayarı gördüğümde ise artık bence eski dönem bitti. Hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını ve bu gelişmenin karşısında durmak yerine onunla birlikte hareket etmenin ve bilgisayarı yeni yardımcımız olarak kabul etmenin artık zamanının gelip te geçtiğini anlamam zor olmadı. İlkokullara yönelik yardımcı kitapların ve dergilerin hazırlandığı bir yayınevine gitmiştik. Eşim burada işe başlamak üzereydi. İlgili kişilerin gazeteye verdiği ilan 10 parmak daktilo yazmasını bilen eleman aranması durumu sonrasında ve bilgisayar kullanılacağının bize söylenmesiyle aklımda varolan ve o güne kadar gördüğüm basit dizgi bilgisayarları ve sonrasında ise Amiga gibi bir bilgisayarla karşılaşacağım düşüncesiyle hareket ettim. Karşıma çıkan ve o güne kadar görmediğim türden bir bilgisayar ve o bilgisayarla hazırlanmış bir dergi sayfa tasarımı ve kağıt çıkışı, gözlerimin adeta fal taşı gibi açılmasına yol açtı.
Macintosh bilgisayarın o döneme göre en gelişmiş modeli olan Macintosh SE bilgisayarı kullanan kişiye şu soruyu sormuştum...
- Bu sayfa tasarımını bu bilgisayarda mı hazırladınız?
- Evet...
Sıradan bir iş yapıyormuş tavrıyla ve normal bir kişinin yaklaşım biçimi ve bir o kadar da sıradan bir şekilde cevaplamıştı sorumu. Bu arada yuvalarından dışarı çıkan gözlerimin yerine oturması uzun bir süre almıştı. Bilgisayarın yaptıklarını görünce daha öncesinde güldüğümüz Amiga bilgisayarın aslında oyuncak olduğu ve onu kullanan kişinin ise kendisini kandırmak bir yana sanki bir şeyler yapacağını ispat etmeye çalışır bir tavırla bizi de kandırmak için uğraştığını anlamanın getirdiği bir durumda ve kafamda uçuşan düşüncelere sahip olmak için gösterdiğim çabanın ve bunun için harcadığım enerjinin ne kadar yoğun olduğunu şimdi bir kere daha anlıyorum. Artık önümüze bir duvar gibi çıkan bu gelişmeyi görmemezlikten gelemezdik. Hatta buna karşı çıkmak resmen ahmaklık olurdu. Saatlerce binbir zahmetlerle hazırlamaya çalıştığımız tasarımların bir kaç dakika gibi kısa bir sürede ve üstelik yapılan herhangi bir yanlışın bir tuşla geri alınabildiği bir duruma aklı başında olan kimse karşı çıkamazdı. Ve çıkamadık... O günden sonra artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. Olacağını söyleyene de kimse inanmamalıydı. Karşıma çıkan herkese bu durumu anlatmaya ve artık bundan sonraki süreçte tüm grafik tasarımcıların iyi birer yardımcısının olacağını herkese duyurmak ve gördüğüm ilk gün kendisine neredeyse aşık olduğum bu bilgisayarı ve onunla ilgili hemen her şeyi öğrenmek için onu takip etmeye başladım. Bundan da hiç bir zaman gocunmadım veya utanmadım.
Bir söz vardır. Zararın neresinden dönsek kardır. Biz aslında yolun o dönem başındaydık. Daha önümüzde çok uzun bir çalışma ve öğrenme yaşamı vardı. Yeni hedeflerimizin en başına bu yeni tanıştığım Macintosh bilgisayarın ne olduğunu ve biz tasarımcılara ne tür kolaylıklar sağlayacağı, onunla birlikte yapacağımız çalışmalarda Mac'in bize, bizim ise kendimize ne tür bir gelişme katacağını araştırmaya ve hatta o dönemin sınırlı bilgi paylaşımında ve kaynak yetersizliğinde bu engelleri aşıp hedefe varmak için nelere gereksinimimizin olduğunu araştırmaya başladık. Bu süreç kardeşimle benim ortaklaşa bir çalışma ve bilgi paylaşımı süreci olmuştur. Daha sonrasında ise bu paylaşım artan bir şekilde günümüze kadar geldi.
Yaşamımda hiç bir dönem geriye dönüp bakmamaya çalıştım. Geride bıraktıklarımın değerini yeterli derecede verdim ve olması gerekenin her zaman bir adım ötesine bakmaya özen gösterdim. O dönem peşine bilgi almak için takıldığımız bir arkadaşımızdan gerekli bilgileri almak için günlerce kendisine neredeyse yalvarma moduna kadar bir esneklikle yaklaştığımızı hatırladığımda aslında şimdiki dönemin bilgisayar kullanıcısı tasarımcılarının hiçte azımsanmayacak kadar şanslı olduğunu düşünmeden geçmek istemiyorum. Karşımıza çıkan engelleri aşmak ve gerekli olan bilgileri edinmek için başvurmamız gereken tüm yerlere başvurduğumuzu ve gerekli olan bütün bilgileri edindiğimizi ne yazık ki düşünmüyorum. Bunun yanında olması gerekeni yaptığımızı ve bundan sonraki süreçte de yapacağımızı biliyorum.
Bir yıl sonra bir Macintosh bilgisayar satın almaya karar verdiğimizde ve bilgisayarımızı evimize getirdiğimizde içimi kaplayan sevinci anlatmak için kelimelerin yeteceğini sanmıyorum. Önümüzdeki süreçte artık bilgisayarlı tasarım yapacağımız hissinin yerini gereklilik bilinci almaya başlamıştı. Hemen kolları sıvadık ve Macintosh üzerinde o dönemin en çok kullanılan ve sektörün de benimsediği programları arayıp bulmak ve öğrenmek için hiç zaman kaybetmeden büyük bir istekle işe koyulduk. Tasarım altyapısı ve o dönem için bize gerekli olduğunu düşündüğümüz tasarım deneyiminin aslında çok fazla olmadığını bilgisayar kullanmaya başladığımızda daha net bir şekilde anlamaya başlıyorduk. Temel tasarım disiplininin çok ötesinde, Masaüstü Yayıncılık mantığının ne olduğunu ve bu mantığın bize önümüzdeki süreçte getireceklerini hesaplamaya ve bu yeni sürecin niteliklerini kavramaya, artistik ve teknik sözcüklerini de benimsemeye özen gösterdik. Her dönemin kendisine özgü bir mantığı, bakış açısı ve yaklaşım biçiminin olduğunu akıldan çıkartmadan ve bilgisayarın bize sağlayacağı yararları düşünerek hareket etmeye ve bilgisayarı çalışma yaşamımızda kendimize en büyük ve birinci derecede bir yardımcı olmaya aday bir hale getirmek için elimizden geldiğinin ötesinde bir çaba sarfederek ve öğrenme açlığımızı gidermek için gayretkeş bir şekilde neredeyse sabahlara kadar bilgisayarın başında oturarak göstermeye çalıştığımızı hatırladığımda kendi kendime iyi bir şey yaptığımızı ve aldığımız bu kararın ne kadar doğru olduğunu bir kez daha görüyorum.
Yaşadığımız bu süreci geçip günümüze geldiğimizde ise Dünya'da ve Türkiye'de grafik tasarımcılar ve genel olarak değerlendirdiğimizde de Masaüstü Yayıncılık sektöründe çalışmalarını sürdüren kişiler için Macintosh bilgisayar artık vazgeçilmez bir yardımcıdır. Tasarımlarını ister taslak aşamasında el çizimleri ile yapanlardan tutun, yok ben düşüncemde yoğunlaştırıp daha sonrasında ise direkt olarak bilgisayarda tasarımlarımı hazırlarım diyenlere kadar bir çok kişi artık bilgisayarın kendisine olan yardımını inkar edemez duruma gelmiştir. Artık hiç bir tasarımcı ben bilgisayar kullanmam, hazırlayacağım tasarımların tümünü el çizimleri veya eski yöntemleri kullanarak hazırlarım diyemez. O dönem kapanmıştır. Artık eskiye dönüp bakmanın hiç bir anlamı ve gereği yoktur. Macintosh kullanmak bazı kişiler için bir lüks değil, artık bir gereklilik ve zorunluluktur. Bilgisayar üzerindeki programlar yardımıyla hazırladıkları gerek taslak çalışmalarını gerekse direkt olarak başladıkları tasarımlarını bu şekilde hazırlamalarının bir gereklilik olduğu düşüncesini benimsemeyenlerin bu sektörde kendisine yer bulabilme şansları olamayacaktır. Bununla birlikte bilgisayarın başka bir şey, tasarımın başka bir şey olduğunu düşünen ya da bu tür bir düşünceyi benimsediğini belirten kişilerin günümüzde varolduğunu düşünmek bile istemiyorum. Bu yazıyı okuyan kişilerin haklı olarak şöyle bir tepkisi olabilir...
- Hadi canım, bu şekilde düşünenlerin olduğunu da nereden çıkartıyorsun..?
Ben çıkartmıyorum. Ne yazık ki bu türden düşüncelere sahip olduğunu belirten arkadaşlarımız bu sektör içerisinde hala bulunmaktadır. Kendi ilginç düşüncelerini kendilerine saklamanın ötesine geçip bu tür düşünceleri bir şekilde kendilerinin dışındakilere de aktarmaya çalışan bu kişiler sektör içerisinde yer alan diğer arkadaşlarımıza kötü örnek olmanın kendileri için iyi olmayacağını ne yazık ki düşünemiyorlar. Ağızlarından çıkan bu sözün " Tasarım ayrı bir şeydir, Macintosh ayrı bir şey." ne anlama geldiğini bilememektedirler. En azından ben bu şekilde olduğunu düşünüyorum. Aksini düşünmek tam bir felaket olur. Bu sözün sahibi kişi ya da kişilere aklı başında olan herkes güler. Bu bir anlamda fotoğraf çeken bir kişiye " Fotoğraf Makinası ayrı bir şey, fotoğraf çekmek ayrı bir şeydir" demekle eş anlamlıdır. Hatta bu sözü bugün bilgisayarlar üzerinde kullanılan tasarım programlarını üreten yazılım firmalarının bence hiç duymaması gerek. Bu düşünceye sanırım en çok onlar kızar. Çünkü ellerinde tasarımcıların kullanması için ürettikleri programların neredeyse kullanılmamasını teşvik edecek bir durum ortaya çıkmaktadır.
Tasarımcı kendisinden istenen grafik temelli bir çalışmayı elinde varolan tüm materyalleri kullanarak ve tasarlama aşamasında kendisine yardımcı olacağına kesin gözüyle bakılan bilgisayarın önemli derecede desteğini alarak oluşturması kadar doğal olan başka bir şey olamaz. Tasarlama aşamasındaki bu en büyük yardımcısından kişinin mahrum bırakılması kadar da saçma bir düşünce yapısı olamaz. Bunu olsa olsa kendisini tasarımcı sanan ama aslında tasarımcılıkla uzaktan yakından ilişkisi olmayan kişiler söyleyebilir.
Oysa ki bir tasarımcı bulunduğu toplum yapısı içerisinde sanatsal etkinliği, bakış açısı, davranış biçimi, karşısına çıkan durumlara yaklaşım şekli anlamında aynı zamanda bir sosyolog, bir psikolog, bir toplumbilimci ve en önemlisi de toplumun üst bakış açısının bir temsilcisi yani sanatçı kimliğini ön plana çıkartan bir kişinin yaklaşım biçimini göstermek durumundadır. Sıradanlık bir sanatçı için en büyük zaaftır. İçerisinde bulunduğu toplum yapısına uyum sağlamak için kendisinin bulunduğu konumu basit hesaplar için terk etmek veya uyum sağlamak gibi basit bir yaklaşım biçimiyle davranmak grafik tasarım gibi bir dalda çalışmalarını sürdüren birisi için tam bir felaket demektir. Grafik tasarımcısı içerisinde bulunduğu kimliği özümsemiş, bu kimliğin gereklerini yerine getirmeye gönüllü ve kendi bireysel yapısında bu kimliğin gereklerini üzerine oturmayan, her an üzerinden düşecek bir şekilde emanet duran bir elbise yerine beyninin tüm kıvrımlarına kadar özümsemiş bir kişi kimliğine büründürmesi kişinin kendisi için olduğu kadar sorumlu bulunduğu camia için de vazgeçilemeyecek derecede önemli bir zorunluluktur.
Sonuç olarak, rapido ve kretuvar kullanarak başladığımız bir süreç yaşamımıza bir şekilde ve olması gerektiği bir dönemde Macintosh bilgisayarın girmesiyle hiç bir şey kaybetmeden hatta aksine bize çok şey katmış bir şekilde devam etmektedir. Yaşanan sürecin kendisine baktığımızda kendimce aldığım bu kararın (Macintosh bilgisayarı ve grafik tasarım programlarını mutlaka öğrenmem gerekiyor) kesinlikle doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Yeniden başlamak gerekseydi ve ben aynı karar aşamasına gelmiş olsaydım hiç düşünmeden yine ve doğru olduğunu her dönem düşündüğüm bu kararı alırdım.
Çünkü:
- Macintosh bilgisayar ve grafik tasarımcılık birbirinden ayrılmaz bir bütündür.
Birbirinin içerisine geçmiş ve nerede hangisinin bittiğinin kesin hatlarıyla ayrılamayacağı kadar grift bir durum oluşmuştur. Bu durumu ortadan kaldırabilmenin normal bakış açısında olan bir kişi için ne bir gereği, ne de bir anlamı vardır. Her tasarımcı ilgili tasarlama sürecinde kullanacağı doneleri kendisi belirler. Fakat, bu belirleme sürecinde kullanması gereken bilgisayarı es geçme gibi bir lüksü yoktur. Grafik tasarımcı olan ve tasarım sürecinde kullandığı bilgisayarını bir gereklilik olarak gören tüm tasarımcılara saygılarımla...
|