Selam,
Bir süredir bir çok konuda yazdığım yazılar arasında bir konuya henüz tam anlamıyla, ayrıntılı olarak dokunmadığım hatta bu konuyu derinlemesine incelemek gerekirken üstten traşlama yöntemiyle geçiştirdiğimi farkettim. Oysa ki bu konu aslında belki de işin tam yol ayrımını ve kilit noktasını ortaya sermek anlamında merkeze alınıp incelenmesi, büyülteç altına yatırılıp dna'larının ortaya çıkartılması için bir zorunluluk olmalıydı.
Satır aralarında bir çok kez ele aldığım ama konuyu başlık yapıp inceleme altına almadığım için bu konu mevcut yazıların satırlar arasında kaynayıp gitme tehlikesiyle yüz yüze geldi. Bu anlamda ilgili konuyu daha da geciktirmeden yüzey zarını delip dna'sına doğru kısa bir yolculuk yapma zamanının geldiğini düşünüyorum.
Konumuz, açıkladığım zaman
" Hade be " dedirtecek türden. Siz de biliyorsunuz ki her milletin atası dönemi ve içerisinde bulunduğu durumu gereği bazı sözler sarfetmiş ve bu sözler yaşadıkları dönem sonrasında yeni nesillerin ağzına anlamını, önemini ve değerini bilmeden genelde sakız olmanın ötesine geçememiştir.
- Peki bu durum karşısında ne yapmak gerekir..?
İlgili sözün anlamını, önemini ve değerini kendisine teslim edip yanlış anlatımlara ve en önemlisi de sallamalara meydan vermemek gerekir. Bu şekilde bir davranış ilgili sözün değerini düşürmez aksine hak ettiği yere oturmasına önemli katkı sağlar. Bazı aklı evvellerin yaptığı gibi bol keseden söz olsun, çayırda, çimende saz çalsın türünden yaklaşımla ellerine her geçirdiklerinde karşılarındaki kişilerin kafalarına atma eğiliminde oldukları içi boş düşüncelerinin malzemesi yapmak yerine olması gereken asaletine yeniden kavuşturulması gerekir. İyi de şimdi sorabilirsiniz hatta kesinlikle sormalısınız.
- Nedir kardeşim bu ataların söylediği ve bazı aklı evvellerin sık sık yinelediği bu sözler…
Biraz sabır. İlgili sözü de, sözü saptıranı da, anlamsız bir şekilde önüne ilk çıkan durumda kullananları da açıklayacağım. Aslında bu şahısları isim olarak açıklamanın artık bir anlam oluşturmadığını düşünüyorum. Hasan, Hüsamettin, Ali, Veli ne fark eder. Önemli olan belirli bir grup ya da kesim içerisinde bu düşünce cambazlığına sahip insanların olması. Üstelik bu insanların diğer bazı insanlar tarafından aklı başında, sözü sohbeti dinlenir, yazdığı okunur, gösterdiği yoldan gidilir olarak değerlendirilmesi. Bu duruma pes demenin bir adım ötesine geçtiğimizde aslında arkasında akla mantığa yatkın hiç bir şeyin de olmadığını görürüz. İçi boş ve ucuz, mantıksız ve anlamsız bir şekilde ilgili sözlerin ipine sarılıp ortaya çıkan ilgili durumun gerekçesini ve anlamını sorgulamak yerine geçiştirmeye yönelik bu ve benzeri sözleri sarfettiler.
- Meyve veren ağaç taşlanır…
En sonunda açıkladın be kardeşim… dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet açıkladım ama bu aslında açıklamaya henüz giriş durumudur açıklamanın sonucu değildir. Sıkı durun açıklama asıl bundan sonra başlıyor. İsterseniz öncelikle bu meşhur sözün ne anlam ifade ettiğine bakalım. Üşenmedim bu sözün ne anlama geldiğini araştırdım. Şu anlama geliyormuş.
" Toplumda bir konum edinmiş, bilgili, becerikli ve başarılı kişiler kıskanılır, eleştiri ve saldırılara maruz kalır. "
Bununla birlikte bir de bu sözcüğün eş anlamlılık oluşturan bir durumu varmış. İsterseniz onun da ne olduğuna değinip sonrasında ilgili durumu açıklamaya yönelelim.
" Al elmaya taş atan çok olur, meyveli ağaç taşlanır. "
Hangisinden başlayalım..? Bence ilk açıklamadan. Toplumda konum edinmiş yani bir yerlere gelmiş kişilerin bilgi, beceri ve başarısı kıskanılırmış. Kim tarafından bir yerlere gelememiş, bilgisiz, beceriksiz ve sonuçta bunlara bağlı olarak başarısız olan kişi veya kişiler tarafından. Bu konuyu açan ben olduğuma göre diyelim ki benim tarafımdan. Konuyu kurcalayan kişi ben oluyorum ya o bakımdan. Yoksa konuyu kurcalamasam en azından kıskanan kişinin kim olduğu anlaşılamamış olur ki bu da zaten devam eden mevcut durumun bu şekilde sürmesine dün olduğu gibi bugün de herhangi bir kişinin karşı çıkmaması durumunun devamına yol açar.
Konuya tarımsal bakış açısıyla yaklaştığımızda, hiç bir üreticinin mevye veren herhangi bir ağacı taşlaması mümkün değildir. O zaman bu ağacı o kişi taşlamadığına göre taşlayan kim..? Ağaca sahip olmayan diğer kişiler mi..? Bu abuk bakış açısına göre öyle. Diğer kişiler ağaçtan meyveyi alıp yemek yerine onu taşlamayı yeğliyorlar. Kaba anlamda bu sözde anlatılmak istenen bu. Aklı başında olduğunu sanan hiç kimse bu tür bir şeyi yapmaz. Yapmak bir yana meyveyi vemek varken onu taşlamanın ne kendisine ne de bir başkasına herhangi bir yarar sağlamayacağını da bal gibi bilir.
Konuya sosyolojik bakış açısıyla yaklaştığımda ise, ortaya bambaşka bir durum çıkar. Yaptığı şeyin aslında insanları aldatmak ve üçkağıtçılık olduğunun bilincinde olan ve kısa dönemde yüksek çıkarlar elde etme üzerine kurguladığı durumunun ortaya çıkması sonrasında içerisine düştüğü sobelenmişliğinin sonuçlarını bertaraf etme kurnazlığını sergilemek adına aslında konuyla ilgisi olmayan ama genel durum gereği kullanılması neredeyse benzer durumlarda gelenek haline dönüşmüş bu ve benzeri sözleri ortaya atar. Zaten bulanmış kafaları daha bir o kadar karıştırmaya ve kitle psikolojisi oluşturmaya yönelik düşünce biçimini sergilersiniz. Bu sayede ilgili durumdan acil kaçış reçetesini sunar, bulanma sonrası oluşan kirlilikte avcılığa devam edersiniz. Bununla birlikte bu tür sözlerle sahip olduğunuz suçu da başkasına yükler, aradan ustaca sıyrılırsınız.
Tabi bu durumu yiyen olursa. Aslında meyve veren ağacın taşlanması anlayışının insanların gözünde oluşturduğu anlamla, konumuza malzeme olması anlamında ortaya çıkan sahtekarlığın sobelenmesinin uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yoktur. O zaman her alengirli durum sonrasında bu tür bir sözle karşı çıkış sergilenmesi neden..? Nedeni çok basit. Dikkati başka yere çekip ucuz yoldan malı götürmeye devam etme düşüncesi ve arzusu. Bir anlamda
" Cambaza Bak " ünlemesiyle ortaya atlayan kişi dikkat kesilen kitlenin cebinden paraları ustaca götürenden başkası değildir. Cambaza dikkat kesilen kişi bir süre sonra baktığı yerde herhangi bir şey görmemesine karşın cebinden gidene mi yoksa cambazın olmamasına mı yanması gerektiğini bile düşünemez hale gelir.
Bu anlamda bizim şu odunsu dokusu oldukça gelişmiş meşhur ağaçlarımızın yaptıklarına bir iki somut örnek vererek devam edelim…
Ağaçlarımızdan birincisi bundan bir süre önce bir eğitim kurumumuzun grafik bölümü hocalarına belirli bir ücret karşılığında verdiği derste Adobe Illustrator programının özelliklerini kendi üslubunca anlatırken hocalarımızın bir süre sonra bu programın yapamadıklarının yaptıklarından daha fazla olduğunu fark ettiklerinde ilgili ağacımıza yönelttiği soruların neredeyse tümüne yeterli açıklayıcı bilgiyi de alamadıklarını görmeleriyle birlikte aldıkları bu eğitimden neredeyse hiç bir şey anlamadan eğitimin bittiğine şahsen şahit olmanın anlamsızlığını bugün bile algılayamadıklarını kendileriyle yaptığım sohbet sırasında bana gülerek anlatmışlardır.
Programla ilgili hangi noktaları anlamadıklarını kendilerine sorduğumda basit bir mantık süzgecinden bile geçirsek anlaşılabilecek açıklamaya sahip, üstelik çözüm yollarının yine aynı basitlikte ve netlikte olduğu işlem aşamalarının bile ilgili oduncu ağacımız tarafından içerisinden çıkılamaz bir hale dönüştürülmesi ve sonrasında açıklanamaz, anlatılamaz ve en önemlisi de anlaşılamaz duruma getirilmesi rezaletinin yaşanmış olduğuna üzülerek şahit oldum. Uygulanamaz olarak nitelendirdiklerinin uygulanabilir, olmaz olarak işaret ettiklerinin ise olur noktalarını ilgili hocalara nedenleri ve gerekçeleriyle anlaşılabilir bir tarzda ayrıntılı olarak anlatmaya çalıştım. Olabilirliğini gördüklerinde heyecanlandılar, anlaşılabilir olduğunu kavrayınca da mutlu oldular. Konuya yönelik açıklamalar ve anlatımlarla ilgili kendilerinden içtiğim bir kaç bardak tavşan kanı çay dışında herhangi bir ücret talep etmedim. Sonraki süreçte de karşılıksız yardımcı olabileceğimi belirtip yanlarından ayrıldım.
- Meyve veren ağaç taşlanır…
İyi de kardeşim bu ağacın meyvesi yenmiyor ki. Meyvesi yenmeyen dünyaca ünlü Japonya kökenli Sakura ağacı gibi bunlar. Hazır Sakura ağacı demişken yalnız ismini söyleyerek bu güzel ağaç türünü es geçmeyelim de izninizle biraz anlatalım. Japonya kökenli olduğunu söylemiştik. Türkiye'de uzun yıllar süren uğraş sonunda İstanbulda iki ayrı semtte bu ağaçtan yetiştirmeyi başarmışlar. Avrupa yakasında Büyükşehir Belediyesi'nin Baltalimanında kurduğu Japon bahçesinde bu ağaçlardan 60 küsür varmış. Asya yakasında da Kadıköy Fenerbahçe parkında bir Sakura ağacı bulunuyormuş. Gidip görenler özellikle çiçek açma döneminde ağacın muhteşem bir görüntüsü olduğunu ama meyvesinin kesinlikle yenmemesi gerektiğini anlattılar. Yani biz bu ağacı istesek te taşlayamayız. Çünkü meyvesi yenmiyor. Buradan şu sonuç çıkıyor, çatlasak ta, patlasak ta bu ağacı taşlayamayacağız. İyi de bizim oduncularımızın çiçek açtığına bu güne kadar kimse şahit olmadı. Neyse, ikinci örneğimize geçelim içimiz kararmadan.
Ağaçlarımızdan ikincisi, en basit anlatımıyla tam bir kopyacı. Üstelik gerek görselliği, gerekse de anlatımıyla kopyacılığa kötü bir örnek oluşturması da cabası. Parayı ödeyip bilgileneceğinizi ve ilgiyle izleyeceğinizi düşünür ama aldığınız ürünü görünce yaşadığınız hayal kırıklığı karşısında bir anda tuzla buz olursunuz. Günümüzde özellikle internet ortamından işiniz gereği edinmeniz gereken program bilgisine bir şekilde sahip olmanın birden fazla yolunun olduğunu sanırım ilgili olanların pek çoğu biliyordur.
Özellikle yurtdışı kaynaklı bilgi edinme ve edindirmeye yönelik olarak gerek görsel tanıtım ve anlatım videoları yöntemiyle, gerekse de yazılı ve basılı materyal yöntemiyle bunun dışında ayrıca pdf formatlı materyal anlamında kaliteli ve saygın hizmet anlayışına sahip birden fazla site olduğu gerçeğini biraz araştırma yapma zahmetine katlanan herkes görebilir. Bu zahmete katlanma gereği duymadan önüne çıkan ilk yerli fırsatı değerlendirip ödediği ücretin karşılığında kendisine yollanan eğitim CD veya DVD'sini bilgisayarına taktığında karşısına çıkan görüntünün ve ilgili programa yönelik anlatımın acemilik sınırlarını bile zorlayan nitelikte hatta niteliksizlikte olduğunu yaşadığı acı deneyimle öğrenen kişileri bu duruma dahil etmiyoruz.
Özellikle Adobe programlarına yönelik olarak yurtdışında internet üzerinden yayın yapan
www.lynda.com gibi bu işi profesyonellik çerçevesinde yapan siteler varken gidip bu bizim yerli odunsu dokuya sahip kavak ağacı kılıklı şahsımızdan bilgi edinme düşüncesiyle herhangi bir şeyi almak kadar anlamsız, yararsız ve hatta aptalca bir yaklaşım olamaz. Kişisel kaygılarını ve kopyacı yaklaşım biçimini ürettiğini sandığı videolara yansıtmanın ötesinde herhangi niteliksel bir yararı olduğuna şahit olunmayan bu şahsımız müşteri tavlamak adına birkaç sürüm öncesine yönelik videolarını da gittiği yerlerde promosyon olarak dağıtmakla ticari bakış açısını ve tüccar zihniyetini hangi noktaya taşıdığını herkese bir güzel göstermektedir. Yaranma düşüncesiyle yararlı olma yaklaşımını birbirine harman etmenin müşteri memnuniyeti yaratacağı fikrine sahip olacağını sanan bu şahıs ortaya çıkardığı taklit ürünlerin kalitesizliğine isyan edenleri de,
- Meyve veren ağaç taşlanır…
sözüyle bertaraf etmeye hatta neredeyse yapılan uyarılar karşısında aklı sıra suçlu çıkarmaya çalışmaktadır. Bilgi doğru temelde, sağlıklı bir anlatımla, çekincelere sahip noktalarda yerinde uyarılarla, yansız ve tarafsız bir bakış açısıyla aktarıldığı sürece anlamlı ve yararlıdır. Birilerinin maşası, payandası ve hatta reklamcısı mantığı ve bakış açısıyla aktarım biçimsel olarak doğru görünmesine karşın özünde yanlıştır. Sizlere sunduğum bu iki örnek bile bugün gelinen noktada bilgi aktarma yaklaşımında olan bu tür kişilerin sektöre iyilikten çok uzun vadede aslında kötülük yaptıklarına bu kişilerin kendiliğindenci bir durumun ürünü olmayıp sistematik bir bakış açısı ve yaklaşım biçiminin doğal sonuçları olduğuna işaret eden anlamlı örneklerdir. Bu tür örneklerden edinilecek bilginin gerçek anlamda yararlı sonuçları ortaya çıkartacak kaynaklar olmadığı gün gibi ortadadır.
Eğitim, eğilimle başlar, ilgiyle gelişir, bilgiyle sonuçlanır. Eğitici kişinin yaşamda yansız, tarafsız ve çıkarsız olması esastır. Bunun dışında herhangi bir yaklaşım biçimine sahip kişi ya da kurumların ülkemiz insanına yarardan çok zarar getireceğini görmemek için kör olmanın ötesinde şeylere de sahip olunmalıdır. Meyve verdiği söylenen ağacın süs olmanın dışında temelde yararlı olması birincil gerekçe olmalıdır.
Saygılar...