Silikonium yıldız sistemine bağlı MacLineus gezegeninin yörüngesindeyiz. Alıcılarımız gezegenden yayılan bazı anlamsız düşünce kırıntıları algılıyor. İnceleme yapması için gezegen yüzeyine birkaç personel gönderdim. Görevli personel yaptığı incelemede geçmiş yüzyıllara ait yaşam formu kalıntılarına rastladı. 1 sentrilyon yıl önceki teknolojiye ait bilgisayar kayıtları bulundu. Kayıtlar anlamsız düşünce kırıntıları içeren yazılar olmasına karşın ilgili konuyu incelemesi için gemi personelinden oluşan gönüllü grubuyla sayısal yazınlar incelenmeye başlandı. İlk edindiğim izlenim, yazınları oluşturan düşünce yapısının ikircikli, çelişken, temelsiz ve sonuca ulaşmayacak türden eskilerin deyimiyle beyin jimnastiğini kişinin kendi üzerinde uygulama eğiliminde olan bir düşünce yapısının ürünü.
Yazınları inceledikçe bu türün düşünce yapısının aslında basit bir formun sanal birikintileri olduğu gerçeğine ulaşıyoruz...
......................................................................................
Tarih olarak biraz eskilere gittiğimizde özellikle 70'li yıllarda televizyon dizileri içerisinde o dönemin en çok ilgi çeken, başladığı zaman hemen tüm izleyici kitlesini ekran başına toplayan bir dizi vardı.
......................................................................................
Bizim yazıları ile ünlü, düşünceleri ile mahir Kaptanımız "
Seyir Defteri " başlıklı yazısında bu kez "
Mac ( ! ) Toplamak " başlığı altında sahip olduğu incilerini etrafa saçmakta ve yazdığı bu yazıda tam anlamıyla saçmalamakta üzerine kimseyi tanımadığını da göstermiş oldu.
Kaptanımız yazısını üç ana bölüme ayırmış. Birinci bölümde konunun sözümona felsefi yönünü ele alıp üzerine bir de müziği cover edince ortaya pop-arabesk bir durum çıkmış. Efendim Teoman'ın söylediği "
Paramparça " şarkısını daha sonra bir de Müslüm Gürses'ten dinleyince ortaya ne mi çıkar..? Türkiye gerçeği. Bence siz bu gerçeğin ipinin ucunu kaçırmışsınız haberiniz yok...
İsterseniz konuyu bir de Rock'n Roll açısından inceleyin. Size araştırma tezi olarak Elwis Presley'in bundan yıllar önce söylediği bir parçayı verelim. Parçanın adı;
You are allways on my mind...
Sonraki yıllarda bu parçayı "
Pet Shop Boys " isimli bir grup seslendirdi. İnceleyin bakalım nasıl "
Cover " lamışlar.
Kaptanımızın Seyir Defterinin birinci sayfası felsefenin sefaleti üzerine. Konunun özü "
Ne nedir, ne değildir..? ". Bu tür bir başlangıçtan sonra ne tür bir yazının bizi karşılayıp kendisini okumamız için baş köşeye oturtacağını anlamamak için sanırım bu güne kadar hiç bir şey okumamış ya da okuduklarımızdan herhangi bir yaşamsal ders çıkarmamış olmamız gerekiyor gibi. Buradaki "
gibi " sözcüğü felsefi bakış açısının ve genel yanılsamaların içerisine düşülen çaresizliğin serzenişleri şeklinde kendisini ifade ediyor olmasın sakın..? Hayır değil. Yazılanları doğru okumasını bilen, okuduklarını algılama yeteneğine sahip ve en önemlisi de çaresizliğin satır aralarından fışkırmasının ve inkarın geldiği son noktayı kamuşle eden bir bakış açısının kesin olarak teşhisidir.
Kaptanımızın Seyir Defteri'nin 2. sayfası konunun bam teline dokunulduğu ve telden gelen cayırtının, yapılan demagojinin ukalalıkla örtülmeye çalışıldığı bölüm oluyor her nedense. Değerli MacLine yazarı yazısının 2. bölümüne şöyle başlamış;
" ... İntel'e geçişi de bu uzun vadeli yeni " vizyon" un göstergesi olarak görmek yanlış olmayacak. O halde tartışmayı başlatan şey ne?
Sorun şu;
Yıllardır " tu kaka " olan ve Mac kullanıcılarının periyodik eğlencelerinden biri haline gelmiş olan Intel ve PC platformundan en azından " donanım " olarak hiçbir farkımızın kalmaması. Eğer satın aldığınız Mac'in şık kasa tasarımını bir kenara bırakırsak, içindeki bileşenlerin yan komşunuzun " çirkin kasalı " PC'si ile aynı olduğu gerçeği " eski " kullanıcıların kabul etmekte zorlanacağı bir hal alabiliyor. Çünkü o kullanıcı, yıllar boyunca intel işlemcilere karşı Power PC platformunun ne kadar büyük bir fark attığından, ne kadar üstün olduğundan sözedip durmuş. Mac'i, donanım ve yazılım yönüyle PC dünyasından ayrı görmüş, öyle bilmiş, öyle yaşamış. "
Sayın Kaptanım... yazınızın bu bölümünde sözünü ettiğiniz o "
eski " kullanıcılardan birisi de ben oluyorum. Önce bu adına
PC denilen bilgisayarın ne olduğunu açıklayalım isterseniz. Tanımlamalar kısaltılınca bazen farklı çağrışımlara yol açabiliyor. Hatta bu yol açışlar kişiyi amaçtan uzaklaştırıp araçlar üzerinde fırtına kopartmaya ve yükselen dalgaların arasında kalan koskoca bir geminin fındık kabuğu konumuna indirgenmesine yol açabiliyor.
PC yani genişletilmiş tanımlamasıyla "
Personel Computer / Kişisel Bilgisayar " biz bu tanımlamaya karşı mıyız..? Kesinlikle hayır... Neden..? Çünkü bu tanımlama ürünün fonksiyonel durumuyla birebir örtüştüğü için doğru bir tanımlamadır. Bizim PC tanımlamamız bu değil muhterem kaptanım. Biz o dönem olduğu gibi bu dönem de düşüncemizden hiç bir taviz vermeden herhangi bir donanım üzerinde koşan yazılıma çatıyorduk. Dün olduğu gibi bugün de adına Windows denen işletim sisteminin insanları aptal yerine koyan ve kullanıcıyı ne kadar sınırlandırır ve yönetirsek o kadar sağlıklı bir kullanıcı kitlesi yaratırız düşüncesine sahip Microsoft Yazılım firmasının düşünce ve o düşüncenin ürünü yazılımına çatıyorduk ve o çatmalarımız hala devam ediyor. Siz bunun farkında değilsiniz. Farkındalık limanını es geçmiş bir kaptana bir sonraki seferde yeniden aynı gemiyi veren armatöre ilgili durumu sorduğumuzda ne tür bir savunma yapardı acaba..?
- Kaptanımız ters esen rüzgarın azizliğine uğradı. Kendisinin kaçırdığı limanla herhangi bir sorunu yoktur. Kendisine sonuna kadar güveniyoruz. Gıcıklık yaratmayın kardeşim...
Yazılanlara devam edelim. Sonraki satırlarda kaptanımız seyir defterine şunları yazmış;
" ... Peki Mac neydi?
Kullandığı işletim sistemi miydi? Hayır, tam olarak öyle değil, çünkü donanımı da tamamen farklıydı. Donanımı mıydı? Hayır mümkün değil. Çünkü bir PC ile birebir aynı donanımı kullanıyor. O halde neydi, tasarımı mı? Hayır tasarımı da değildi, çünkü iMac icad olmadan önce de Mac " Mac " ti. O günlerde de üzerine toz kondurulmayan Mac, çirkin bej kasalarda satılıyordu. Bir PC ve bir Mac'i yan yana getirip baktığınızda hangisinin Mac, hangisinin Pc olduğunu anlamanız için Mac'i " iyi biliyor " olmanız gerekirdi.
O halde elimizde sadece işletim sistemimiz kalıyor, kullandığımız alete " Mac " diyebilmemiz için. Demek ki Mac; " Mac OSX'tir " Hayır, Mac kullandığı işletim sistemi de olamaz. Eğer öyle olsaydı, bilgisayar kurdu komşunuz " Bak, benim PC'ye OSX kurdum " dediğinde onun da bir Mac sahibi olduğunu kabul etmemiz gerekirdi. Hepimiz hem fikiriz ki, üzerinde OSX kurulmuş bir PC asla Mac değildir. Oysa, tüm dünyada " meraklı " çok sayıda insan, Apple'ın kullandığı çevre bileşenlerinin aynılarını veya muadillerini toplayarak donanımsal açıdan bir Macintosh'tan farklı olmayan PC'ler yapıyorlar. Hem, eski kullanıcı Mac'in sıcaklığından, kullanıcı dostu olmasından söz ediyor. Onun hatırladığı Mac, doğmesine basıldığında önce bir " gülümser ", ardından sıcak bir " Merhaba " ile karşılardı bizi. Bugün ise, bırakın gülümsemeyi, bir selam dahi vermeden pat diye masaüstü ile baş başa bırakıyor bizleri. "
Bu nasıl bir tanımlamadır muhteşem kaptanım..? O muydu.. Bu muydu... Yok şu muydu..? Hayır bilemediniz hiç biriydi... Bu tür tanımsal karmaşa yaratarak kafaları iyice karıştırıp sonrasında asıl amacınızı ortaya sermek gibi bir maharetiniz var da biz mi farkına varamadık. Hatta bir bilgisayara yazılım olarak Mac OSX yüklediğimizde bile o bilgisayar "
Mac " olamıyormuş. Sayenizde bunu da öğrendik ya artık bundan sonra size ne söylenebilir işte bu aşamada dumura uğradığım için bilemiyorum.
Mac OSX sisteme geçilmeden önce bilgisayarımızda kullandığımız Mac OS ( Classic ) sistemin açılışta gelen rom sesinden sonra ekranımıza önce gülümseyen bir Macintosh Plus ikonu ve sonrasında "
Merhaba " yazısını gördüğümüzde pek çok kullanıcının bu yazıya karşılık verip sesli olarak bilgisayarına "
Merhaba " dediğine şahit olmuşumdur. Bu durum Apple'ın entelektüel yönünün ürünü olan bir yaklaşım biçiminin ötesinde aslında bilgisayara herhangi bir artısı olmayan bir durumdu. Hatta bilgisayarın arka planda açılan sistem yazılımının kullanıcıyı uzun süre bekletmesinin de önemli bir kamuflajı olarak tarihteki yerini aldı diyebiliriz.
Mac OsX sistem yazılımına geçişle birlikte bu sözde samimi açılış yerini Apple ikonuna bıraktı ve bilinçaltında Elma logosunun her tür kullanıcının hafızasına kazınmasına ön ayak oldu. Herhangi bir ürün tanıtımının ve tanınırlılığının birinci koşulu marka bilincinin ve bilinirliliğinin artırılmasıdır. Bunun ne anlama geldiğini sıradan herhangi bir grafik tasarımcı bile bilir ama her nedense bizim kaptan şoförümüzün bu tür basit reklam tanımlamaları bilgisinden bile yoksun olduğunu görüyoruz. Kaptan arkadaşımız konuya sanırım yerel değil evrensel olarak yaklaşıyor. Siz de biliyorsunuz ki Macintosh bilgisayar Amerika'da bakkal, kasap, manav, ciğerci ve hatta gemi kaptanları tarafından bile kullanılır düzeyde bir fiyat aralığına sahip ürünlerin bilgisayarı olma iddiasını hala sürdürüyor. Ama ne yazık ki burası Türkiye Sayın Kaptanım Oramiralim. Türkiye'de o tür kişiler değil bu tür kişiler Macintosh bilgisayar kullanıyorlar. O tür meslek gruplarını oluşturan kişiler de kullanmasını biliyorlarsa eğer senin adına PC dediğin türden bilgisayarı üzerinde yüklü olan ve adına Windows denen ucubeyle kullanmaya çalışıyorlar...
Sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan makineleşme olgusunun yüzyıllar süren yelkenli gemi hükümranlığını nasıl bir çırpıda bitirdiği üzerine de bir yazı yazıp bu konuda da engin bilgi birikiminizle bizi aydınlatsanız ne güzel olurdu değil mi kaptan amca..! Engin deneyimlerinizin ufuk çizgisini yakalamak için acaba kimler yelken açardı..?
Kaptanın Seyir Defterinden dökülen manzumeleri okumaya devam ediyoruz.. Yazısına şöyle devam etmiş muhterem;
" ... ... Bir gün gelir de Apple çıkıp; " OSX artık PC'ler üzerinde de çalışabilecek. Buyrun, bir sürü donanım için sürücüler hazırladık fiyatını da 100 dolar olarak belirledik " şeklinde bir açıklama yaparsa nasıl bir şekle girecek bilemeyiz. Belki de Dell'in o zamanlar üreteceği " OSX Compatible " uyumlu makineleri veya Toshiba'nın " OSX Ready " etiketi ürünleri bir MacBook'tan çok daha cazip görünebilecek gözümüze. "
Kaptan amca, sen gerçekten tarihin yandan çarklı buharlı vapurunun bu limandan kalktığının hala farkında değilsin. Elinde valizinle rıhtımın uç noktasında tek başına çaresiz beklerken giden vapurun pruvasından etrafı seyreden kişilerin yanlarında taşıdıkları ve üzerinde OSX 86 yüklü taşınabilir DELL bilgisayarlarının olduğunu da doğal olarak bilemiyorsun. Gün gelir 100 dolara bir bilgisayar üretilirmi, üretilirse bunu Steve Jobs gibi birisinin ( bunca yanlışlığa karşın hala başında CEO olarak durduğu ) Apple Inc., firması mı üretir bilemem ama bir süredir bildiğim acı bir gerçek var.
Şu an piyasada ortalama KDV dahil 1.000 YTL'ye 2.5 Ghz hızında bir bilgisayara uluslararası anlamda Psystar (
www.psystar.com adresine girip seçenekleri inceleyebilirsiniz ), yerel anlamda ise herhangi bir bilgisayar parçası satıcısının yardımıyla oluşturulmuş bir tower kasa bilgisayarı 19 inç LCD monitör dahil sahip olduğunuzda Mac OSX 10.5 Leopard işletim sistemini bu bilgisayara yükleyebiliyorsunuz. Hatta sözü gelmişken size laboratuar ortamında yapılan testlerde edinilen % 30 performans üstünlüğü bilgisini de vermiş olayım. Peki siz aynı donanım özelliklerine sahip bir bilgisayar için Apple marka bir ürüne ne kadar ödeyeceğinizi bir zahmet araştırın isterseniz. Sahi en ucuz bilgisayar olan Mac Mini şu an kaç para Sayın kaptanım çımacım..?
Yazının geldiği bu aşamadan sonra isterseniz konuyu biraz başa sarıp donanımsal olarak yapılan yanlışlıklara da değinelim. Sayın Kaptan amcamızın tanımsal yanlışlıklarla başlayan yazısı yazılımsal yanlışlıklarla devam ederken bir kaç satır sonrasında da donanımsal yanlışlıkları yine kendisine özgü sorgulamalar şeklinde yapmaktadır. Yanlışlıklar manzumesine değinmeden geçmek olmaz.
Yazının 2. sayfasında Sayın Kaptanımız konuya şu şekilde girmiş;
" ... Henüz birkaç yıl öncesinde Mac'in ne olduğu " kesin " hatlarla belli idi: Kullandığı işletim sistemi, donanım bileşenleri, işlemcisi diğer " PC "lerden farklı olan, onlardan her yönüyle ayrı bir platformdu Mac ya da o zamanki adıyla " Macintosh " Apple, ADB teknolojisini terkedip USB veriyolunu kullanmaya başladıktan sonra en azından " donanım " alanındaki farklılıklar yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Standart PC'lerle aynı çevre birimlerini, aynı bellek modüllerini kullanabilir hale geldiğimiz günlerde dahi " Mac nedir " tartışmasından en ufak bir eser yoktu. Fakat ne olduysa Apple'ın " alameti " haline gelmiş olan Power PC işlemcilerini terketmesiyle oldu. Bir firmanın kullandığı işlemci platformunu değiştirmesi kadar doğal bir şey yok elbette.
Apple bunu daha önce de yapmış 68K olarak bilinen işlemci ailesini terkedip Motorola-IBM ortaklığındaki Power PC platformuna geçiş yapmıştı. Hatta bu Power PC öncesi dönemde en son kullandığı 68040 işlemciden sonra, Motorola aynı seriden ismi 68060 olarak bilinen bir işlemci daha üretmişti. O günlerde Macintosh'lar için " işlemci Upgrade " donanımları üreten bir firma, eski 68040'lı makineler için bu yeni üretilen 68060 işlemcili yükseltme kartları üretmiş fakat Apple bu kartı kullanan makinelerin Power PC işlemcili makinelerle aynı performansı sergilediğini görünce firmanın yükseltme seçeneğini piyasaya sürmesine izin vermemişti. Bu örnekten de anlayabileceğimiz gibi, bir firmanın " platform " değiştirmesinin tek nedeni " daha fazla hız " demek değil, uzun vadeli başka planların, anlaşmaların ve vizyonun ürünü. "
Okuduğunuz bu yazı Sayın Kaptanımızın Seyir Defteri başlığı altında yazdığı yazının ikinci sayfasının tümü. Şimdi konuya başlangıçtan da öncesine giderek yaklaşalım ve bu anlamda ne nedir, ne değildir bakalım.
Apple Computer Inc., firmasını kuran Steve'ler ( Steve Jobs ve Steve Wozniak ) Steve Jobs'un evinin garajında başladıkları maceraya imzalarını 1976 tarihinde ürettikleri ve Adını "
Apple I " olarak koydukları limon sandığından bozma "
Addiator " kılıklı bir aletle başladılar. Sakın bu tür bir tanımlama yaparak konuyu küçümsediğim düşünülmesin. Konuya dışarıdan bakan kişilerin ilk bakışta edineceği izlenimi yansıtıyorum o kadar. Yoksa o tarihte üretilen bu bilgisayar aslında bir devrin başlangıcının sihirli sözcüklerini bize fısıldayan önemli bir atılımdı. Kişisel olarak ürettikleri bu ilk modelden Power PC mikroişlemciye geçiş sürecine kadar irili ufaklı tam 28 model Apple ürününü piyasaya sürmüşler. Aşağıdaki linki incelerseniz ürettikleri modelleri de görebilirsiniz.
Link:
http://img299.imageshack.us/img299/5930/appleevolutiongo2.jpg
1984 yılı öncesi 5 ürün Apple ve Lisa isimleriyle üretilmiş, 1984 yılında Macintosh markasıyla üretilen ve o meşhur reklamla tanıtılan bilgisayar sonrasında 1984 Apple IIc ve 1985 Apple IIe Enhanced ve 1986 yılında Macintosh Plus... Bu tarihten sonra yalnız bir model 1986 yılında Apple IIgs olarak üretilmiş ve sonrasında Power Macintosh modeline kadar üretilen bilgisayarların tümü "
Macintosh " ismi altında üretilmiştir. Apple Power Macintosh modeline kadar ürettiği 27 modelinde Motorola 680x0 olarak adlandırılan microişlemci mimarisini kullanmıştır. 1984 yılından başlayarak Apple ürettiği tüm modellerde Mac Os işletim sistemini bilgisayarla birlikte tüketiciye sunarak bu anlamda yeni bir başlangıca da imza atmıştır. Mac OS 1.0 sürümünden, Mac OS 9.2.2 sürümüne kadar ( daha sonradan bu işletim sistemi türü "
Classic System " olarak adlandırılacaktır ) Motorola 680X0 serisinde kendi ürettiği sistemi yine kendi ürettiği bilgisayarlarla birlikte veren bir firma kimliğini oluşturmuş ve korumuştur.
90'lı yıllarda Steve Jobs'un Apple'ın başından uzaklaştırılmasıyla birlikte o dönem Apple yöneticileri aldıkları bir kararla bazı firmalara ( Motorola, Power Computing ve Umax ) Macintosh Clone üretme izni verdi. Bu firmalardan özellikle Power Computing firmasının "
Macintosh Clone " üzerinde gerçekleştirdiği önemli gelişmelerden korkan ve elinde bulunan pazar payını da kaybedeceğini düşünen Apple bu firmalarla yaptığı Clone sözleşmesini bir süre sonra tek taraflı olarak iptal etmek zorunda kaldı. Yaptığı bu hareket bir anlamda gelişimi dizginlemek anlamına da geliyordu. Düşük fiyatlarla daha hızlı Macintosh bilgisayar sahibi olmayı bekleyen biz kullanıcılar yine başka baharları beklemek zorunda kalıyorduk.
Apple ürettiği ilk modellerde Hard Disk ve Disket okuyucuların bağlantısı için kendine özel serial portunu kullanıyordu. Macintosh Plus ile birlikte serial port yerine SCSI bu bağlantı türünün yerini aldı. Klavye ve Mouse bağlantıları için Macintosh II serisiyle birlikte Apple Desktop Bus ( ADB ) isimli portu kullanmaya başladı. Apple 1998 yılında piyasaya çıkarttığı iMac modeli ile ADB portu yerine USB portuna geçiş yaptı.
Farkındaysanız konu başlıklarını biraz hızlı geçiyorum. Bu noktada ayrıntıya girmek için Sayın Kaptanımızın yazdığından alıntı yaptığımız bu bölüm için bile başlı başına bir yazı dizisi hazırlamak gerekiyor. Konu derin. Bir misyonun ve vizyonun tarihsel süreçte geldiği noktayı sorguluyoruz. Sorgusuz, sualsiz destekler durumdan inkar noktasına gelinen süreçte ne yazacağını bilemeyen kişilerin vizyonlarını ve üstlendikleri misyonlarını üzerlerinden atmak için hangi şekillere girdiklerini ortaya sermek için tarihi gerçeklere parmak basmak gerekiyor. Arkadaşımızın ne yazık ki anlayamadığı önemli bir nokta var. Apple herşeyden önce ticari bir kuruluş. Ürettiği her ne olursa olsun sonuçta kendisine ne kazandırdığına ve sonraki süreçte üretim aşamasındaki maliyetlerini nereye kadar düşürebileceğine ve fazladan elde edeceği kazancın ise ne düzeyde olacağına bakar. Bu anlamda gelişimi göz ardı eden hiç bir firmanın ayakta duramayacağı gerçeğinden hareketle son sürat gelişen bilgisayar teknolojisine ayak uyduramayan Apple'da başkalarının yaşadığı hazin sonu kendi elleriyle hazırlamış olur. Steve Jobs gibi bir şahsın genel karakterini incelediğimizde bu türden ölümcül hatalar yapabilecek bir yapıya sahip olmadığını görüyoruz. Yaşamı boyunca sürekli özendiği ve onun kadar kazanamadığı için neredeyse kendine içerlediği Bill Gates gibi bir yaşam standartı ve bakış açısına sahip olmak amacında olan bir kişiliği tanımlıyoruz. Bill Gates'in tüm kazanımının yazılım olduğu düşünüldüğünde Steve Jobs'un gelinen noktada kendisine yaşamsal olarak örnek aldığı kişi kim olabilir sizce..?
Bizim kaptan amca hiçlikler üzerine oluşturduğu bu sorgucu düşünce ve yazım tarzıyla yaşanılan sürece dair bakış açısını hiç bir zaman anlayamaz. Apple'ın çevre bağlantı birimleri için ADB kapı portunu terkedip USB veriyolu portunu seçmesinin Apple için bir olumsuzluk olduğunu vurguluyor. Adına Universal Serial Bus (USB) denen bu evrensel seri yolu, bilgisayar ve telekominikasyon endüstrisinde geliştirilmiş, iletişim standartlarına sahip bir bağlantı şeklidir. Üretilme amacı, geleneksel seri ve paralel portların yerini almak ve bağlantı şeklini evrenselleştirmektir. Bugün PC ve Mac bilgisayarlar, artık USB’ siz üretilmiyorlar. Çevre birimleri de aynı şekilde USB destekli üretilmektedir. USB, bilgisayar ile çevre birimleri arasında, bilgisayar çalışırken takıp çıkartabileceğiniz, “
gerçek plug-and-play ” bağlantı arayüzünü sağlıyor.
Örneğin bunlar; Klavye, Mouse ( Fare ), Joice Stick ( Oyun Çubuğu ), Telefon, Scanner ( Tarayıcı ), Printer ( Yazıcı) , Güvenlik Dangılı, Mikrofon, Hoperlör, Kamera, CD-ROM sürücü vb. olabilir.
Universal Serial Bus (USB) Evrensel seri yolu bağlantı şeklinin bize sağladığı avantajlar ise şunlardır:
• Bağlantı için bilgisayarı kapatmanız gerekmez.
• Kasayı açmanız gerekmez. ( USB wireless veya USB Bluetooth gibi harici eklentiler için )
• Kart takma yoktur.
• Çakışma yoktur.
• Kilitlenme olmaz.
• Takacağımız çevre biriminin sürücüsünün yüklenmesine gerek yoktur.
• Tiered-Star Hub şebeke yapısı, her bilgisayara 127′ ye kadar çevre birimi bağlanmasına izin verir.
• İki giriş imkânı sunar.
• Bazı aletler voltajını buradan alır.
• Çift data hızı uygular: saniyede 1.5 ve 12 megabit (Mbps)
• Performansı 12 Mbps ‘ e kadar ulaşabilir.
Universal Serial Bus (USB) Evrensel seri yolu bizlere tek bir bağlantı tipi ve anında takma / çıkartma özellikleri sunar. Bu iki özellik sayesinde, bilgisayarımıza USB tipi bir çevre birimini bağlamak kolaylaşır. Bilgisayarımızın açık veya kapalı olmasını önemsemeden, herhangi bir USB aygıtını bilgisayarımıza bağlayabiliriz. Sistem, aygıtın takıldığını algılar ve aygıt konfigürasyonu sistem tarafından otomatik olarak tanınır. Kısacası takılan USB çevre birimleri çalışmaya hazır hale gelir.
Bunun yanında gelişen USB teknolojisini ürettikleri çevre birimlerinde uygulayan üçüncü parti ürün üreticileri maliyetlerini düşürür ve bizim bu çevre birimlerine ucuz fiyatlarla sahip olmamızın da yolu açılmış olur. Yalnız Apple ürünlerine özgü ADB kapısı çıkışlı ürünlere mahkum olmak yerine ortak platform için üretilmiş ürün seçeneklerinden istediğimizi en uygun fiyat politikamız çerçevesinde edinme özgürlüğümüzün de yolu açılmış olur. Bunun yanında ADB veriyolu seçenekli çevre birimlerinin bilgisayarımıza takılması ve bu veriyolunun hızı noktasında konuya yaklaşmak bile anlamsız olur. Gelişen teknolojinin getirdiği ürün seçeneklerini değerlendirmek yerine saplantılarımızla hareket etmek olsa olsa bizim dar bakışlı bir düşünce yeteneğine sahip olduğumuzun kanıtlanmasının ötesine geçemez. USB konusunu ele almışken bu bağlantı yolunun da ne tür özelliklere sahip olduğunu ele almamız konuya bu anlamda açıklayıcı, bilgi verici bir yaklaşım oldu. Bence iyi de oldu.
Şövalyelik düşüncesiyle yola çıkıp sonrasında Mavna kaptanlığına yatay geçiş yapan yönetimini üstlendiği gemiyi en sonunda karaya oturtan bizim görüşü engin, gönlü zengin, felsefesi duygusal kaptanımız yazısının son bölümünde döktüğü incilerin üzerine basarak yürümeye başlıyor. Ne dersiniz sizce düşer mi, düşmez mi..? İsterseniz yazısını okuyup ne olacağını hep birlikte görelim.
" ... Benim için Mac, ne OSX, ne sağlam donanımı, ne de Apple logosu. Mac, bir can simidi. Beni PC dünyasının karmaşısından, estetik yoksunluğundan ve tehlikelerinden koruyan bir kalkan. Başka bir ifadeyle kullanmak zorunda olduğum bilgisayarlar arasında " konforu " ile beni cezbedebilecek en iyi alternatif. Daha iyisi yapılmadığı sürece, bu alternatif benim Mac kullanmamın yegane sebebi olmaya devam edecek.
Aslında " Mac ", " Mac Felsefesi ", " Mac Kültürü " söylevleriyle ortalıkta dolaşan yüzlerce kişinin itiraf edemediği, etse de bir türlü dillendiremediği ya da dillendirmediği gerçek de bu. Mac, kullanıcısını Windows bürokrasisinden kurtarır. " Oraya gir, şunu aç, bunu kapat, şuraya şunu yaz " gibi karmaşık işlemleri Mac'te yapmak zorunda kalmazsınız. İşletim sisteminiz ve bilgisayarınız " kullanıma hazır " halde gelir. Fazla bakım gerektirmez, bozmaya çalışmadığınız sürece " çalışır ". Kullanmak için " bilgisayar bilmek " zorunda kalmazsınız. Zaten Mac kullanıcılarının çoğu kullandıkları bilgisayarın çoğu özelliğinden haberdar değildir.
Daha da iddialı olmak gerekirse, pek çok Mac kullanıcısı bilgisayar kullanmayı bilmez. Bilmek zorunda da kalmaz. Basitçe, sezgisel olarak işini görebileceği kadarını yapar. Ve bu kadar az bildiği halde işini görür. Mac, daha fazla şey öğrenmek ve işletim sisteminin teknik detayları arasında boğulmak zorunda kalmadan bilgisayar keyfi yaşamanın bir yoludur.
Benim için Mac budur, işlemcisi veya işletim sistemi değil... "
Üç sayfalık yazı en sonunda yaptığım bu alıntıyla bitiyor. Kaptanımız idaresini üstlendiği gemiyi en sonunda karaya oturtmayı başardı. Kendisini tebrik ediyor, bu düşünce yapısı ile başarılarının devamını diliyoruz. Şimdi gelelim yazısının son bölümünü değerlendirmeye.
Bir insanın kimliğini belirleyen en önemli ve tek şey düşünce yapısıdır. Davranışlarının kaynağı düşündükleri ve uygulamaya sokmaya çalıştığı yöntemlerin çıkış noktası sahip olduğu beyninin kıvrımlarında gizli kişisel düşünce yapısı ve bakış açılarıdır. Bir insanın bütün organlarını değiştirebilirsiniz. Değiştiremeyeceğiniz tek organ o insanın beynidir. Çünkü bir insan için beyin onun kimliğidir. Beyni değişen insan artık o insan olmaz. Bu ön açıklamayı konuyla bağlantılı olarak sahip olduğumuz ya da kullandığımız bilgisayar için de düşünebiliriz. Gelişen teknolojinin geldiği bu aşamada sahip olduğumuz bilgisayarın kimliğini belirleyen o bilgisayara yüklenen işletim sistemidir. Bugün elimizde bulunan bilgisayara yüklediğimiz Mac OSX 10.X işletim sistemimiz bilgisayarı oluşturan donanımsal parçaların doğal olarak önüne geçer.