|
Selam,
Avrupanın ortasında insanlık tarihinin en parlak zaferlerinin yaşandığı bir dönemi düşünün. Düzenli ordunun kabile yapılarını yerle bir ettiğini, bir şehir devletinin tüm avrupayı ve neredeyse o döneme kadar bilinen tüm dünyayı işgal ettiğini...
Bir şehir devletinin tarihin o dönemine kadar hiç bir imparatorlukla kıyaslanmayacak kadar genişlemesi ve hükümranlığını eski dünyanın üzerinde kurması, hukukunu ve yaşam biçimini insanlar üzerinde dayatması tarih sahnesinden çekilinceye kadar geçen süre içerisinde kendisinden sonra gelen devletler üzerinde yaptığı etkiyi düşünün. Bu imparatorluğun adı ne olabilir sizce..?
- Imperium Romanum yani Roma İmparatorluğu...
Geleneksel olarak tarihçiler Roma İmparatorluğunu Principatus ve Dominatus olarak iki döneme ayırıyorlar. Principatus Augustus'un iktidara gelmesinden üçüncü yüzyıl krizi'ne kadar süren dönemi, Dominatus ise Diocletianus'tan batı imparatorluğunun yıkılışına kadar geçen dönemi kapsıyor. Bu ayrıma göre Principate (Latince " birinci vatandaş " anlamına gelen princeps kelimesinden gelir) döneminde mutlakiyetin gerçekleri resmi olarak cumhuriyetçi yapının ardında saklanırken Dominate (Latince "sahip" ya da "efendi" anlamına gelen dominus kelimesinden gelir) döneminde altın taçlar ve ihtişamlı imparatorluk törenleriyle açıkça gözler önüne serilmiştir.
İmparatorluğun sınırları doğuda İran, güney doğuda Arabistan, güneyde Afrika, batıda İspanya, Kuzey batıda İngiltere, Kuzeyde Belçika ve Rusya'ya kadar yayılmıştı. Bu kadar geniş topraklara hükmeden imparatorluğun en büyük kazancı karşısında sağlam temellere oturmuş bir devlet yapısının olmaması ve tarihin o döneminin bu imparatorluğa yayılma ve hükmetme olanağını vermiş olmasından ibaretti.
İnsanlık tarihi çeşitli dönemler bazı uluslara, devletlere, yapılara ya da kurumlara genişleme, yayılma ve hatta toplumun önüne geçme olanağı sağlar. Bu olanağı yerinde ve olması gerektiği gibi kullananlar gelişmenin öncüsü olmuş ve toplumların lideri konumuna yükselmiştir. Eline geçen fırsatı doğru yönde kullanamayanlar ise bir süre öne çıkmış olsalar bile uzun dönemde bulundukları noktada kalamamıştır. Geldiği noktayı özümseyemeyen, bulunduğu noktanın ne anlama geldiğinin farkında olmayan toplum ya da devlet yapıları bir süre sonra erimeye ve yok olmaya mahkum kalmışlardır.
İşte bunlardan birisi de Roma İmparatorluğudur. İmparatorluk bir şehir devletiyken dünyanın hakimi olma noktasına gelmiş olmasına karşın bir süre sonra yok olup gitmiştir. Bunun yanında yok olup gitmesine karşın kurduğu sistem ve miras olarak bıraktığı güçlü bir hukuk yapısı nedeniyle aradan geçen yüzyıllara karşın kendisinden bugün bile söz edilme noktasında başarılı olmuştur.
İnsanlık aradan geçen yüzyıllar sonrasında kendisine yeni imparatorluk biçimleri ve bunların markalarını yaratma düşüncesini bugün de sürdürmektedir. 1970'li yılların ikinci yarısında ortaya çıkan ve Isaac Newton'un Cambridge'de bir botanik bahçesinde oturduğu elma ağacının altında başına düşen elmanın yerçekimi kanununa ve şu an dünyaca ünlü bir bilgisayar firmasının marka olan ürün ismine ilham vereceğini yıllar önce kim düşünülebilirdi..?
Bu arada hazır Newton'dan söz etmişken John Maynard Keynes bu ünlü dahi bilim adamının kişisel tanımlamasını nasıl yapmış birlikte okuyalım.
" Newton 18. yüzyıldan başlayarak gelen çağdaş bilim adamlarının ilki ve en büyüğü, bir akılcı; bize serinkanlı düşünmeyi, katıksız mantığı öğreten biri olarak düşünülmüştür. Ben ona bu gözle bakmıyorum. 1696'da Cambridge'i terk ederken derlediği ve kısmen dağılmasına rağmen bize ulaşan sandığının içeriğini inceleyen herhangi birinin de onu böyle görebileceğini sanmıyorum. Newton akıl çağının başlangıcı değildi. O büyücülerin sonuncusu, Babillilerin ve Sümerlilerin sonuncusu; görünür ve zihinsel evreni, yaklaşık 10.000 yıl önce entelektüel mirasımızı kurmaya başlayanlarla aynı gözle gören son büyük beyindi. 1642’de bir Noel günü babasının ölümünden sonra doğan Sir Isaac Newton müneccimlerin gereken bağlılığı içtenlikle gösterebilecekleri son harika çocuktu."
Adına Macintosh denen elma türünü kendisine logo olarak seçen bu firmanın kurucusu bizim meşhur Steve'ler ( Steve Jobs ve Steve Wozniak ) içerisinde bulundukları dönemin kendilerine yüklediği entelektüel misyon ve vizyonla bu işe soyunmuşlardı. O yılların ilişki ve çelişkileri gözönüne alındığında bu tür bir düşünce biçiminin Steve biraderlerde olması kadar doğal ve normal başka ne olabilirdi..? Siz Apple Computer Inc., firmasını kuran bu ikiliden birinin bir gün diğerine gelip:
- Hocam bak ben hayatta iki şeyi severim birincisi bilgisayar imal etmek ikincisi ve en önemlisi de elma. Gel biz seninle bir bilgisayar firması kuralım ve adını da elma koyalım...
Bu tür bir yaklaşım hem aptalca hem de ahmakça olurdu ki zaten bu tür bir konuşma da aralarında bence hiç bir zaman geçmedi. Bu tür bir konuşmanın geçtiğini düşünmek olsa olsa ancak bizim aptallara özgü bir düşünce biçimi olur. Hatta konuyu bu şekilde düşünenlerin olduğu da bilinen bir gerçek. Oysa ki dün Apple Computer Inc., firmasını kuran bu ikili firmanın ilk logosunu elma ağacı altında oturan Isaac Newton olarak seçmeleri rastlantı ya da hoşluk duygusu değildi.
Bu tür bir logo seçimi o dönemin küçük burjuva entelektüel bakış açısının önemli bir yansımasıydı. İsterseniz tarihte biraz geriye gidelim ve bir imparatorluğun başlangıcının nasıl olduğuna kısaca bakalım.
1970 yılında Wozniak'ın bir mainframe (anaçatı) bilgisayar üzerinde çalıştığı şirkete Steve Jobs yaz stajı için geldiğinde arkadaş olurlar. Steve Jobs adına bilgisayar denen aletin tümüyle biraraya getirilmiş şekilde satışa çıkarılması düşüncesine sahipti. Wozniak, başlangıçta bu düşünceye şüpheyle yaklaşmasına karşın, daha sonra Jobs'un
"başarılı olamasalar da en azından torunlarına kendi şirketleri kurduklarını söyleyebilecekleri"
sözüyle ikna olur. Bazı değerli eşyalarını ( Wozniak'ın Hewlett-Packard hesap makinası ve Jobs'un Volkswagen karavanı gibi ) satarak 1300 $ kazanıp ilk prototipleri Jobs'un yatak odasında, daha sonra yer kalmayınca Jobs'un garajında üretmeye başlarlar. Apple I bilgisayarı ilk kez ticari ürün olarak olarak satılan kişisel bilgisayar olan Altair 8800'e benziyordu, ama kullanıcıların hafıza ve arayüz kartları eklemesine uygun bilgisayar veri yolu yapısı yoktu. Bu kartların eklenmesiyle Altair bir bilgisayar terminaline bağlanabiliyor ve BASIC dilinde programlanabiliyordu.
Apple I aslında tipik bir hobi ürünüydü. ROM'u olan bir tek-devreli kart üzerinde 20 $'lık bir mikroişlemci ( M.O.S. 6502 )'den oluşuyordu. Tümüyle işlevsel olmasını sağlayacak bir RAM'i, klavyesi ve ekranı yoktu.
1 Nisan 1976'da Jobs ve Wozniak Apple Computer şirketini kurarlar. Wozniak Hewlett-Packard'daki işinden ayrılır. Apple'ın araştırma ve geliştirmeden sorumlu başkan yardımcısı olur. Apple I'i 666.66 $ olarak fiyatlandırmaları konusunda Wozniak bu sayıyla Şeytanın Sayısı arasındaki ilişkinin farkında olmadığını, tekrar eden sayıları sevdiği için 500 $ fiyatın üzerine kar payı olarak %33'ünü ekleyip bu sayıya ulaştığını söyler. Jobs ve Wozniak ürettikleri ilk 100 bilgisayarları Mountain View, Kaliforniya'da Byte Shop isimli yeni bir bilgisayar mağazası açan Paul Terrell'e satarlar. Terrell, Apple I'in sadece devre kartını satın alır, klavye, ekran ve hatta bilgisayarı yerleştirmek için kasayı da kendisi sağlar.
Wozniak artık tüm zamanını Apple I'in hatalarını düzeltmeye ve yeni işlevler eklemeye ayırır. Yeni tasarım için en önemli özellik basitlik ve kullanılabilirlik olmalıdır. Apple II'de Wozniak yüksek çözünürlüklü grafik özelliğini de bilgisayara ekler. Bilgisayar artık sadece yazı değil resimler de gösterebilir hale gelir. Wozniak
"Yüksek çözünürlüğü öylesine eklemiştim. Bunu sadece iki çiple sağladım. İnsanların kullanıp kullanmayacağından emin değildim."
der. 1978'de pahalı olmayan bir floppy disk kontrol ünitesi ekler. Randy Wiggington'la birlikte basit bir disk işletim ve dosya sistemi yazarlar. Disk işletim sistemi için Shepardson Microsystems şirketi komut hattı arayüzü (command line interface) üretir.
Büyük bir imparatorluğa atılacak imza 1970 yılında bu iki insanın yaz dönemi stajını yapmak için bir araya gelmeleriyle başlar. 1 Nisan 1976 yılında Apple Computer Inc., şirketini kurmalarıyla aşama kaydeder ve günümüze kadar sürecek bir maceranın da başlangıcı olur.
Akıl, zeka ve bilinçli çalışmanın bir alana yönlendirilmesiyle oluşan ve üzerine dönemsel etkilerin de eklendiği bir düşünce ve bakış açısından geçen bilimin kendisinin gelişmenin odak noktası olduğu, bir birliktelikten günümüzün bilgisayar teknolojisine doğru uzun ama bir o oranda da zevkli bir serüven yaşanır.
Apple ve onu kuran bu iki kişi gelişmenin her döneminde bilimi ve bilim adamlarını sürekli ön plana çıkartarak bilgisayar teknolojisinin aslında bilimsel gelişmenin temel taşlarından birisi olduğuna ve entelektüel bakış açısının hem üretici firmaya hem de üretilen bilgisayarları satın alıp kullanan tüketiciye yön vermesi gerektiğine özenle dikkat çekiyorlardı. Aklın ve teknolojik gelişimin temel unsurunun bilimsel bakış açısı olduğunun altını özenle çiziyor, bu bakış açısına sahip kullanıcı kitlesi oluşturmanın önemine dikkat çekiyorlardı.
Macintosh bilgisayar kullanmak bir ayrıcalıktır mantığının yattığı temel dayanak noktası da budur. Konunun özünden bu entelektüel bakış açısını çıkardığınızda geriye sadece bugün birçok elektronik firmasının ürettiği parçaların bir araya getirilip oluşturulacağı ve adına bilgisayar denecek bir aletten başka bir şey kalmaz. Konuya bu şekilde bakan birisinin de gelinen bu noktada konuya şu şekilde yaklaşması ters karşılanmamalıdır.
- Bak kardeşim adına bilgisayar denen bu alet uygun konfigürasyonla ister Windows işletim sistemi ile, isterse de Mac OsX işletim sistemi ile gayet güzel çalışır. O zaman neden iki katı fiyat ödeyip Apple ürünü olandan alalım ki...
Konuyu mekanik algılama şekline büründürdüğünüzde ortaya ne yazık ki bu acı gerçek çıkar. İşte o zaman kimse ortaya çıkıp bunun aksini iddia edemez. Yarı fiyatına piyasada satılan bir bilgisayarı satın alıp üzerine Mac OSX işletim sistemi yükler bilgisayarı istediğiniz gibi kullanmaya başlarsınız. Konuya işlevsel olarak baktığımızda bile ilgili bu durum olması gerekenin ta kendisidir.
Peki o zaman bizler neden hala Apple ürünü bir Macintosh bilgisayar satın almak için uğraşıyoruz. Bunun tek bir açıklaması olabilir.
- Geçmişten gelen entelektüel bakış açısının bize taşıdığı miras...
Bunun bu saatten sonra başka bir açıklaması olamaz. Roma İmparatorluğunun eski dünyanın hakimi olduğu yıllar çok uzaklarda kaldı. Bizler artık romalı bakış açısına sahip bireyler değiliz. Gelişen teknolojinin bize sağladığı olanakları elimizden geldiği ölçüde takip etmeye ve gelişimin ivmesini kaçırmamaya özen göstermemize karşın gelinen bu noktada artık imparatorluğun kullanıcı grubuna körü körüne bağlı bireyler olmaktan uzağa düştük.
Seçeneklerin en iyisini ele alıp değerlendirmek, eldeki mevcut olanaklara yenilerini eklemek ve en önemlisi de fiyat, performans aralığına dikkatimizi çekmek biz kullanıcılar için artık birinci tercihtir. Bu arada zaten adına eko-sistem denen tanımlamanın da artık yerinde yeller esmektedir. Teknoloji ve bilimsel yaklaşım öyle bir hale geldi ki insanlar evlerinde kendi kişisel bilgisayarlarını imal eder hale geldiler. Artık siz bu saatten sonra satın aldığınız parçaları bir araya getirerek oluşturduğunuz bilgisayarınıza hangi sistemi yüklerseniz bilgisayarınız o sistemi çalıştıran bir alet olur.
Bilgisayarı bilgisayar yapan en temel unsur üzerine yüklenen sistemdir. İsterseniz imal ettiğiniz bilgisayarınıza Mac OSX sistem yüklersiniz o bir Mac olur. İsterseniz yine kendi imal ettiğiniz bilgisayarınıza hem Mac OSX hem de Windows yüklersiniz, her ikisi olur. Hangisini kullanmak isterseniz bilgisayarınızı o sistemden başlatır istediğiniz şekilde kullanırsınız. Gelinen bu noktada adına eko-sistem denen kapalı devre düşünce biçiminin herhangi bir anlamı kaldı mı..?
Uzun bir süredir geçerliliğini yitirmiş bir bakış açısının bugün hala bazı çevreler tarafından savunulduğunu görüyoruz. Şimdi bu şahıslara ne söylemek gerekir bunu etraflıca bir düşünelim.
- Arkadaşım sizler bugün hangi çağda yaşadığınızın farkında mısınız..? Teknolojik gelişimin hangi aşamaya geldiğini biliyor musunuz..? Ağzınıza sakız yaptığınız ve adına eko-sistem denen düşünce biçiminin bugün Apple tarafından bile savunulmadığının farkında mısınız..?
Gelinen bu noktada Imperium Romanum özde ve biçimde değişime uğradı.
• Dün şiddetle karşı çıkıp yerden yere vurduğu Intel'i bugün ürettiği bilgisayarlarının tümünde mikroişlemci olarak kullanıyor.
• Dün şiddetle karşı çıktığı hatta sürekli alay ettiği windows işletim sistemini bugün Bootcamp destekli olarak ürettiği bilgisayarlarında ikinci işletim sistemi olarak kullanılmasını öneriyor.
• Hatta bir adım öne çıkıp Macintosh bilgisayarın windows işletim sistemi ile harikalar yarattığını ballandırarak anlatıyor.
• Dün şiddetle karşı çıktığı OSX86 projesini bugün desteklediğini, bu projede yer alan developer'ların ürettiği donanım destekleyici yazılımların yüklendiği MacOSX sistemin en az kendi ürettiği Macintosh bilgisayar kadar sağlıklı çalıştığını ima eden açıklamalar yapıyor. Kısaca OSX86 projesini el altından sonuna kadar destekliyor.
Apple bugün artık tarihsel gelişimi inkar edemeyeceği bir noktaya geldi. Bizim eko-sistemci kapalı devre kafalar ise hala bu gelişimin kendileri ve Macintosh kullanıcıları için ne anlama geldiğinin farkına varamadılar. Entelektüel düşünceden yoksun, bilimsel gelişimden habersiz kullanıcı grupçuluğunun bugün geldiği nokta iş bilmezlik ve cehalettir. Roma İmparatorluğu tarihsel süreçte gelişimi gözardı eden beceriksiz yöneticiler tarafından nasıl batırıldıysa bugün adına Apple Kullanıcı Grubu denen yapılar da yine aynı bilgisiz ve beceriksiz yöneticiler tarafından gelinen bu noktada batırılmaya mahkumdur.
Saygılar...
|