|
Selam,
Bu başlık altında bir önceki yazıda konuya derinlemesine girme sözünü bir sonraki yazıya bıraktığımı belirtmiştim. Hatta o yazının sonunu da şu şekilde bitirmiştim. İsterseniz kısaca hatırlayalım...
" Grafik Tasarımcıların haklarının savunulması mücadelesinde ben ayrım gözetmeksizin iyi niyetimi sonuna kadar kullanıp herkesle bu platformda çalışmaya aday olduğumun sözünü verdiğim dönemde her zamanki tavrıyla arkamdan dolaplar çevirmeyi kendisine adet edinmiş bu şahıs ve onunla aynı paralelde hareket etmeyi kendilerine yaşamsal zorunluluk haline dönüştürmüş diğerlerinin marifetlerini ve gelinen son noktada ortaya çıkan durumun nedenlerini bir sonraki yazıya bırakmanın konu bütünlüğünü bozmamak açısından uygun olacağını düşünüyorum. "
Şimdi yazının bu 3. bölümüne isterseniz yaşanan bir sürecin sonunu belirleyen ve sonuca dair kişisel görüşmelerimin ilgili süreçteki kişileri de kapsayan tanımlamalarıyla Grafik Tasarımcılar Meslek Birliği yönetim mail-list'ine gönderdiğim bir yazıyla başlayalım.
GMB geçici yönetimi mail-list'ine 17. 07. 2008 tarihinde gönderdiğim ve gelinen son noktayı belirten durum değerlendirmesi içeren yazı:
....................................................................................................
Selam,
İşlerimin yoğunluğu nedeniyle bu konu başlığı altında son yazılan yazıları şu an okuyabildim. Şimdi sırasıyla beynime takılan soru işareti şeklindeki iğneleri teker teker çıkartıp sizlere göstermek istiyorum.
1- Kişiler birbirleriyle açıklanamayacak kadar özel olduğunu düşündüğü şeyleri neden bu alanda yazar..?
2- Yok o kadar da açıklanmayacak bir durum yok diye düşünülüyorsa bu ilgili kavganın kilit kişisi kimdir, buyrun açıklayın herkes bilsin.
3- Levent Elpen ile bazı kişilerin özel ikili anlatılamayacak durumları varsa ki olabilir bilemiyorum bu durum o zaman gelinen bu noktada neden GMB yönetimi davaya taraf olarak gösterilmeye çalışılıyor..?
4- Bu alanda günlerdir yazılan yazılar ve o yazılar etrafında kopartılan fırtınanın hiç bir önemi, anlamı ve değeri yoksa sakin olunduğu zaman herşey çözümlenecek noktada ise neden ortada içinden çıkılamaz açmaz bir durum varmış havası yaratıldı..?
5- Yaratılan açmazların ve çıkış noktası olmayan bir durumun ortaya atılması karşılıklı kişilerin birbirlerini kibarca suçlamaları ve çaresizlik ortamının yaratılması ve hatta düğüm noktasına gelen bu durumun oluşması ortaya bir İskender çıkması ve Gordion düğümünü çözüp;
- Herşeyi ben başardım. Çok yoruldum ama bu düğümü de çözdüm. Şimdi size talimatlarımı gönderiyorum. Biiir herkes kendisine çeki düzen versin. İkiii adam gibi yazın silerim haaa.. Üççç...
gibi demokrasi adına yeni baskıcı bir bakış açısının oluşturulmasına zemin hazırlamak için mi tezgahlandı. Ortaya kahraman edasıyla çıkacaksın herşeyi ben yaptım, ben olmasaydım mahkemelerde sürenecektiniz diyeceksin ve hemen arkasından da aba altından sopa göstererek;
- Bu mailing listesine tedbir ya da inceleme yaptirirsa karsi taraf, ne yapacaksiniz?
Girtlagina kadar aleyhimize kanit dolu burasi.
BUNDAN SONRA HERKES YAZISMALARDA KULLANDIGI DILE DIKKAT EDECEK!
bir de baskıcı diktatör havasına bürüneceksiniz. Oh ohhh maşallah. Meydan boş ya salla gitsin. Nasılsa millet bir kurtarıcı arar duruma gelmiş. Toplum psikolojisi, Pavlov türü kitle şartlandırması....
Hayrola beyler... Grafik Tasarımcılar Meslek Birliği denen oluşum korkakların, çaresizlerin ve teslimiyetçilerin düşünceleriyle mi grafik tasarımcıların fikri ve sosyal haklarını savunacak. Siz gelinen bu noktada ne hallere düştüğünüzün farkında mısınız..? Sözümonu arabuluculuk adı altında teslimiyetçilik ve sarı sendikacılık yapılıyor. Bunun da adı " Yaramazlık yapmasaydınız Levent sizi mahkemeye vermezdi " oluyor.
- Ben uyarmıştım,
- Ben bunun böyle olacağını biliyordum,
- Çok söyledim ama dinletemedim,
sözleri de yanında garnitür... Bir an önce ara sıcaklara geçsek mi ne dersiniz..? Şimdi sizi asıl ben mahkemeye vericem... Hem de kişiliğime hakaret davasından. Siz o zaman düşünün bakalım ödeyeceğiniz manevi tazminatın ne kadar olacağını..!
Birden ve aniden gerildiniz dimi..?
Yok yok vermiycem gevşeyin ve rahatlayın hatta arkanıza yaslanıp havana puronuzdan bir nefes bile çekebilirsiniz... Çok uğraşmak gerekiyor sizin için çoook... Günlerimi, aylarımı ve dahi yıllarımı versem belki ne yapmak istemediğinizi size anlatabilirim. Sanırım bu da boşa harcanmış bir çaba olarak tarihe geçer.
- Yahu ne gereği vardı bu sözlerin tam da ortamı yumuşatmışken hay allah yine gerdiniz ortamı...
sözlerini sakın yazmayın. Yazdığınız bu ve buna benzer sözleri dikkate almam. Siz fikri ve sosyal bir mücadele için kollarınızı sıvadığınızı mı düşünüyorsunuz. Yoksa ortada dolanan başı boş grafik tasarımcıları bu mantıkla etrafınıza toplamayı mı hayal ediyorsunuz. Bu mantık ve yaklaşım biçimiyle kusura bakmayın ama siz hiç bir şey yapamazsınız. Etrafınıza bir bakın. Çevrenizi inceleyin. Sektör içerisinde bulunan ve kendisini grafik tasarımcı olarak niteleyen insanların ne tür beklentiler içerisinde olduğunu bir inceleyin. Sonrasında gelip burada uzlaşmanın temellerinin hangi bakış açısı ve hangi yeni açılımlara hizmet edeceğini gösterin. Yaşam ne yazık ki acımasızdır. Beklentileriniz bazen yaşamın gerçeklerine uymaz. Düşünceleriniz gerektiği gibi doğru algılanmaz. Siz yanlış anlaşılabilecek muğlak sözler sarfettikçe kişisel duruşunuzla ve söylediklerinizle dikkate alınır ve değerlendirilirsiniz. Kararlı bir duruşu karşılaşılan ilk zorlukta terk eden kişiler daha sonrasında benzer durumlarda ne yapar bunu yaşayarak görmeye gerek bile yok.
Uzlaşma psikolojisi tutarlı bir dik duruş, sağlam bir bilinç, stratejik bakış açısı ve taktik kıvraklık gerektirir. Her durumda gerilen kişilerin uzlaşmaya bakış açısı ise ancak kendinden ya da savunduğu kişinin kişiliğinden taviz vermekle sonuçlanır. Savunulan kişi hem toplumun gözünde değer yitirir hem de kendi kişiliğinden gereksiz tavizler vermek zorunda kalır. Tüzüğün Levent Elpen'e ait olup olmadığı bile henüz tam olarak belli değil. Kapalı kapılar ardında oluşturulan ve neresinin kime ait olduğu belli olmayan bir tüzük şu an iki arkadaşımızın başına bela olma noktasına gelmiştir.
- Duruuun... Bu durumu ancak ben çözerim ama sonrasında da sizin ananızı ağlatırım.
yaklaşımı yeni bir demokratik bakış açısı olsa gerek. Ben bunu hazır yeri gelmişken literatürde bir araştırayım mutlaka bu durumun uyacağı ve tanımlanacağı bir yer bulurum. Bu mantık bizi nereye götürür bunu çok iyi biliyorum. Ama söylemiycem. Neden mi..? Bazı kişiler kendinde sakladıkları ve bu alana attıkları maillerde belirttikleri durumu anlatsınlar ben de bunu anlatırım. Elimde güçlü belgeler var. Onları da masaya yatırırım... ( Bakın bu belgelerin ne olduğunu ben bile merak ettim şimdi )
Köpeksiz köyde değneksiz dolaşma lüksünü eline verdiğiniz Levent Elpen ( tüh isim verdim bu şimdi kesin delil olur ve adam beni de mahkemeye verir ) şimdi avazı çıktığı kadar bağırsa kim ne söyleyebilir..?
- Kim..? Gösterin bana...
Varsayalım haklı. Varsayalım Levent Elpen hatta sonuna kadar haklı ve mağdur. Şimdi bu bir kişinin kendisiyle görüşmesini mi gerektirir. Bu görüşmede neler konuşulduğunu neden biz bilemiyoruz. Bu konuşma bu kadar özeldi de neden bu alanda iki gündür çığırtkanlık yapılıyor. Bana bu yaklaşım biçiminin haklı olduğunun cevabını kim verecek..?
Sayın Faruk Çağla,
Siz bence bu davayı asıl şimdi keybettiniz. Teslim olduğunuz ve beyaz bayrak çektiğiniz resmen ve yazılı olarak arabulucunuz Naci Yavuz tarafından açıklandı. Bundan sonraki süreçte bu ve buna benzer durumlarda artık siz hiç bir şey söyleme hakkına sahip değilsiniz. Siz sesinizi kesip köşenize çekilip önünüzden akıp giden yaşamı seyredeceksiniz. Ağzınızı açtığınız her durumda yeni bir dava ile karşılaşabilir ve yine suçlanabilirsiniz. Neden..? Ağzınızı açtığınız için.
Sayın Ali Tekin Çam,
Görüşlerinize katıldığım düşüncesini edindiğinizi umuyorum. Yazdıklarınızı okudum ve sizinle aynı görüşte olduğumu bilmenizi isterim. Sizden ricam bu tür yazıları dikkate alıp gerçekleştirmek istediğimiz GMB oluşumunu terk etmeyin. Yoksa bu oluşum başlamadan ziyan olacak. Bu oluşumun içerisinde sizin gibi ve benim gibi farklı düşünen kişilerin olması şart. Yoksa tek seslilik öncelikle bu yapıyı ve sonrasında da herkesi boğacak. Buna izin verilmemesi gerekiyor. Yanlışı ortaya sermek ve doğruya ulaşmak gerçekleştirilecek birliğin sağlam ve sarsılmaz temellere oturmasını sağlayacaktır. Biliyorsunuz zemin sağlam olmazsa üzerinde yükselecek bina da duruma göre eğilir, bükülür bir süre sonra da yerlerde sürünür.
Yönetimde asil ve yedek üye olarak bulunan diğer tüm arkadaşlara,
Sizlerden ricam yazdığım yazıları nedensellik sorgulamasıyla okumanızdır. Günlük basit yaklaşımların ötesine geçip konuyu öncesi ve sonrası ile değerlendirmenizdir. Eğer konuya bu şekilde yaklaşmazsak ne bir hedefimiz ne de sağlam bir duruşumuz olabilir. Birliğin yayılacağı tabanın saf, uyuşuk, çıkarcı ve kaypak olduğunu düşünmeyin. Bu sizleri ve bizleri yanlış yönlere sevk eder. Birliği öyle ya da böyle dışardan izleyen kişilerin bu oluşumun tutarlı olup olmadığını kendi mantık süzgeçlerinden geçireceğinin de bilinmesi gerekir. Yoksa harcandığı söylenen enerji bir gecekonduyu bile ısıtamayacak düzeyde olur ve işte o zaman bu enerji boşa harcanmış demektir.
Taban olmadan hiç bir şey olmaz. Taban bugün ne yazık ki genişleme anlamında alaylı grafik tasarımcının üstünlüğü şeklinde oluşmuş durumda. Bu anlamda elit bir örgütlenme biçimi oluşturmayı düşünen her kim olursa olsun hayal kırıklığına uğrar. Kitle bu kişi ya da kişileri alır çöpe atar. Bunun yanında son bir kaç gündür ortada dolaşan " Kim başkan olmalı veya başkanlık nasıl yürütülmeli " sözü için şunu belirtmek istiyorum. En basit oluşumlarda bile başkan ilgili kitlenin gözünde önemli bir değerdir. Başkanı olmayan herhangi bir yapı olamaz.
- Yahu biz başkanlığı dönüşümlü olarak yürütücez ne var bunda...
sözü mantıklı ve sağlıklı değildir. Bu sözleri söyleyen kişiye ancak gülünür. Hem de kahkaha ile. Bir hafta sen başkan ol, bir hafta sonra bir başkası. İsterseniz bu işi altın günü gibi kura ile belirleyelim. Kim sona kalırsa dona kalsın.
- Başkanın herhangi bir önemi yok. Önemli olan yönetim kuruludur.
Dalga mı geçiyorsunuz..? Ne demek önemi yok. Yönetim denen şey başkanı seçer bu doğru. Ama başkanın dönüşümlü olarak seçildiği bir yapı nerede var. Kabile düzeninde bile bir başkan ihtiyar heyeti tarafından seçilir tamam ama o başkan görevini doğru yapabildiği sürece başkan olur. Başkan olur, reis olur, lider olur vs. Bu öneri sanırım bu işi hiç bilmeyenler için çok cazip gelecektir. Bir de dışardan bakanları düşünelim. Nerede tutarlılık, nerede dirayet, nerede istikrar, nerede..?
Aklımdan geçenleri içimde tutmak yerine burada sizlerle paylaşıyorum. Bu yazdıklarım için bana dava açacak herhangi bir kişi varsa hiç durmasın. Kendimi aslanlar gibi savunurum. Eğer ceza alacaksam da cezamı çekerim. Amaaa unutulmasın ki düşüncesinde sağlam durmayan hiç bir kimse uzun süre bulunduğu yerde kalamadı. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Hiç bir yere gitmem. Bildiğim her şeyi yazarım. Yazdıklarımı da kimse silemez.
Diktatörlüğe hevesli birileri varsa bir adım öne çıksın da görelim. Levent Elpen'den korkup her şart ve koşul altında taviz vermeye hazır olan asıl karşısında taban olarak duran Grafik Tasarımcıdan korkmalı. Yarın iş fikri haklar ve bununla direkt ilişkisi olan sosyal hakların mücadelesini vermeye geldiğinde kiminle nasıl uzlaşacağının hesabını şimdiden yapıyor demektir.
Ben sarı sendika modunda bir Grafik Tasarımcılar Meslek Birliğini kabul etmiyorum. Bu düşünceyle hiç bir hakkın mücadelesi verilemez. Mücadele haklı olmayı ve hakkı dirayetli bir şekilde savunmayı kendisine ilke edinmiş, çıkar duygusundan sıyrılmış kişilerce verilir.
Saygılar...
....................................................................................................
Adına tarih denen olgu yaşandığı zaman oluşmaz. Herşey bitip üzerinden bir süre geçtikten sonra geriye dönüp bakıldığında yaşanmış şeylerin, söylenmiş sözlerin, yazılmış yazıların ve bunların tümünü içeren düşünce biçiminin kısaca yaşama dair bütün gerekliliklerin bir bütün olarak incelenip insanlık adına alınması gereken derslerin sorgulanmaya başlandığı zaman işte o adına tarih denen olgu bir anda ortaya çıkar. Yaşam o andan başlayarak Time Machine (zaman makinası) gibi geriye sarar ve başınızdan geçmiş ya da geçmemiş her şeyin gözünüzün önünden film şeridi gibi geçtiğine tanık olursunuz. Geriye sarmaya başladığınız tarihsel süreç bir çok kişinin umursamadığı ama ilgili olan kişilerin özenle inceleyip kendisine ders çıkarttığı bir durum haline gelir. Konuya kendisini ilgili gören kişiler yaşanmış sürece dönüp bakar ve gerçeğin kendisine tanık olur. Bu noktada bizim görevimiz tarihe not düşmektir.
Tarihe düştüğümüz bu notlar, bazı kişilerin doğal olarak işine gelmiyor. Bu alanda yazdığımız bu ve buna benzer yazıları, izlediğimiz bu yaklaşım biçimini akılları sıra hınçla, nefretle ve gayretle engellemeye, karalamaya çalışıyorlar. Bu davranışın bir tek açıklaması vardır o da:
- Gerçeğin ortaya çıkmasından korkmak...
GMB oluşumu geçici yönetimine gördüğüm durumu belirten yazıyı yazdığım 30 Haziran 2008 tarihinden bu yana yaklaşık 14 ay geçti. Yukarda okuduğunuz bu yazı yönetime gönderdiğim son yazılardan biridir. Şimdi bu yazıdan başlayarak konuyu başa sarıp ayrıntılara ve ayrıntılarda gizli olan gerçek düşüncelere doğru ilginç bir yolculuğa ne dersiniz..?
Okudukça derinlere dalacak, ayrıntıların konu bütünlüğü içerisinde ne kadar önemli olduğunu görüp hayrete kapılacaksınız.
Bu arada ne demişti Ahmet Karakurt 24 Haziran 2008 tarihindeki yazısında, isterseniz şöyle bir hatırlayalım:
- Melih Yongacı, Levent Elpen'den bir level yüksek bir rahatsızdır. Lehte veya aleyhte yazması mühim değil, her türlü uzak durulmasında fayda vardır.
Asıl rahatsız kişilerin kimler olduğunu nedenleri, niçinleri ve gerekçeleriyle yine bu alanda bu yazı başlığı altında birlikte okuyup değerlendireceğiz.
- Yolculuk başlıyor... Sigaralarınızı söndürün, kemerlerinizi bağlayın, sel baskınlarından ve iş bilmez yöneticilerden özenle sakının...
- Devam Edecek -
|