|
Selam,
Bu ingilizce kelimeyi her gördüğümde aklıma çocukluk günlerim gelir. Babamın görevli olduğu Kocaeli iline bağlı Gölcük ilçesinin sahil kesiminin önemli bir bölümü kendisine ayrılmış deniz kuvvetlerinin etrafı dikenli tellerle çevrilmiş alanı içerisine ana (nizamiye) kapısından girdiğim çocukluk günleri. İki farklı dünya gibiydi. Askeri lojmanların yeterli olmaması nedeniyle şehrin diğer yerleşim alanında oturduğumuz günlerde şehrin ayrılmış o tarafına elini kolunu sallayarak giren ender çocuklardan biriydim.
Nizamiye kapısına geldiğimde yabancı bir yere giriyor hissi uyandırmadığım için ya da şu an hatırlamıyorum kapıda duran askerlerin beni tanıyor olması nedeniyle aradaki sınır bende hiç bir olumsuz etki yaratmıyordu. Kapıda nöbet tutan askere hafifçe gülümsüyor ve elimi kolumu sallayarak içeri giriyordum. Bazı anlar yayaların içeri girdiği kapının kapalı olması bile beni etkilemiyordu. Kapı nöbetçi tarafından bir anda açılıyor ve ben kendimden emin adımlarla yürüdüğüm sivil bölümden askeri bölüme geçiyordum. İşte o an herşeyin değiştiğini hatta soluduğum havanın bile farklı olduğunu hissediyordum.
Bir adım önce iklim koşullarına göre çamur, toz veya pisliğin içerisinde yürürken bir adım sonra neredeyse dezenfekte edilmiş bir ortama ayak basıyordum. Heryerin asfaltla, betonla ve çimle kaplandığı, tozun, çamurun ve pisliğin olmadığı bir yerde bulunmak kimin hoşuna gitmez..? Bastığınız yerde çamur yok, toz yok, yerlere atılmış geçenler tarafından kanıksanmış çöp ve artıklar yok. Her şey düzenli, tertipli ve intizamlı. O yıllarda çocuk aklımızla bile bu durumun kesin ayırdına vardığımız için şehri ikiye ayıran o dikenli tellerin diğer tarafında olmak hoşumuza gidiyordu. Ortamın düzenli ve tertipli olduğu, orada bulunan kişilerin davranışlarının nazik ve değer veren bakış açısına sahip olduğu, insanların birbirlerine saygılı yaklaşım biçimi sergilediği bir ortamda olmak içimizde güzel ve hoş bir duygu yaratıyordu.
Peki tüm bunlar kendiliğindenci bir bakış açısı ve yaklaşım biçiminin ürünü müydü..? Kesinlikle hayır. Ortamın düzeni, davranış biçiminin kalitesi bilinçli bir düşünce biçiminin ve yaklaşım tarzının ürünüydü. Gördüğümüz ve hissettiğimiz her şey aslında bilinçli olarak kurgulanmış bir düşünce biçiminin ve eğitim kalitesinin önemli bir göstergesiydi. Telin deniz tarafına geçip arkamıza baktığımızda gözümüze takılan panorama aklı başında olan her insanı rahatsız edebilecek düzeydeydi. Biz o yıllarda bunu şu an düşündüğümüz şekilde değerlendirebilecek bir bilgi birikimine ve bakış açısına sahip olmasak ta en azından gördüklerimiz karşısında aklımızın bir yerinde bir şeylerin ters gittiğini hissedebilecek durumda olduğumuz düşüncesindeyim. O yılları sahip olduğum bugünün bakış açısıyla değerlendirdiğimde ortaya ilginç bir tablo çıkıyor.
- Telin deniz tarafı, telin kara tarafı...
Aslında bu biraz kırk satır mı yoksa kırk katır mı durumu gibi oldu ama şu anki tercihim önceden olduğu gibi elbette telin deniz tarafıdır. Üzerinde belirli aralıklarla dikenleri bulunan ve dokunduğunuzda paslı telin elinize batacak hissi uyandırmasını bir kenara itip telin her iki yanında bulunanların da bizim insanımız olduğunu düşünürsek ortaya çıkan bu farkın aklı başında bir açıklaması olmalıydı. Bu keskin ayrım telin kendisiyle veya dikenleriyle açıklanamaz. Bu olsa olsa her iki taraftaki insanların arasında net bir şekilde ortaya çıkmış olan kalite farkından ve en önemlisi de bu kaliteyi yaratan, ortaya çıkartan düşünce ve eğitim farkından ortaya çıkar ki zaten ortaya çıkan da bizi kendisine çeken de buydu.
Her ne kadar telin deniz tarafında aklımıza esen her şeyi istediğimiz gibi yapamayacağımızı bilsek te yine o nizamiye kapısı bizi kendisine çekiyordu. Kapıdan içeri girdiğinizde sahile kadar uzanan düz bir bulvar ve her tarafı çiçeklerle, çimlerle süslenmiş gidişli, dönüşlü iki yaya yolu vardı. Haftada bir kaç gün sahile gelmeden yolun sol tarafında bulunan Garnizon Sinemasına giderdik. İzlemek istediğimiz film başlamadan önce o günlerin deyimiyle daha sonraki tarihlerde oynatılacak filmlerin fragmanları gösterilirdi. Fragman başlamadan önce bir yazı çıkar ve arkasından gelecek filmden önemli sahneler gösterilmeye başlanırdı.
- Comming Soon…
Biraz bekleyin hemen geliyorum gibi bir şey. Sabredin ben de konuya giriyorum. Aradan yıllar geçmesine karşın telin deniz tarafı bugün bile hafızamda silinmeden duruyor. Bugün yine aynı yere gitsem eminim o düzen dün olduğu gibi bugün de aynı kararlılık ve titizlikle korunuyordur. 60'lı yılların bakış açısıyla oluşturulan o yapı bugünün tarihinde sizce telin kara tarafında oluşturulmuş mudur..? Hiç sanmıyorum. Merak eden gidip kıyaslamayı kendi gözleriyle yapar. Bana hak verir veya vermez bu kıyaslamayı yapanın bakış açısını ilgilendirir. Ben gitmeden kıyası ortaya koyabilecek bir bakış açısına sahip olduğumu biliyorum.
Az önceki satırlarda sorduğum gibi bu keskin ayrımın ortaya çıkmasına yol açan sizce nedir..? İnsan unsuru mu..? Düşünce biçimi mi..? Bakış açısı mı..? İlk bakışta insanın aynı insan olduğunu görebiliriz ama düşünce biçimi, bilgi birikimi ve bakış açısının aynı olduğunu ne yazık ki düşünemiyoruz. Bir tarafta düşünmeden, mantık süzgeçinden geçirmeden, bulunduğu ortamı iyileştirmek için harekete geçmek yerine sırtüstü yatmayı, kolaycılığı, kitle kuyrukçuluğunu, içi boş sözlerle insanları kandırmayı kendisine meslek edinmiş olanların çoğunlukta ve yoğunlukta olduğunu görüp bunlara acırken diğer tarafta bakış açısı ve bilinci bulunduğu ortama hakim kılmaya çalışan insanları geliştirmenin aslında kişinin kendisini geliştirmek olduğunu kavramış insanların çoğunlukta ve yoğunlukta olduğunu görmek konuya dışardan bakan bir kişide şu düşünceyi uyandırabilir.
- Demek ki bütün keramet şu gördüğünüz dikenli teldeymiş…
İşin latifesi bir yana aslında keramet diye bir şey yok. Peki ne var..? Akıl var, mantık var, eğitim var, bilinçlendirme var, sorumluluk bilinci var, yönlendirme var kısaca akla ve mantığa uygun olan her şey var. Bilinçli insan öngörüde bulunabilme yeteneğine ulaşmış, karşısına çıkacak zorlukları aşma becerisini kazanmış, öne çıkması gereken noktada kendisiyle beraber yürüyecek veya peşine takılacak kişilere yol, yöntem ve bilgi aktarmasını bilen bununla birlikte önder olacaksa bunun ne anlama geldiğini kavramış olması gereken bu ve buna benzer becerileri kendi bünyesinde toplamasını becerebilen bir kişilik yapısına sahip olandır. Oluşturması gereken yapının genel ana hatlarını ortaya çıkarma becerisine sahip bir kişidir. Yapının kendine özgü koşullarını yine kendi mantık silsilesinden geçerebilen ve oluşturulacak yapının kurallarını belirleyebilme becerisine sahip bir kişidir. Kitle kuyrukçuluğu yapmak yerine kitleye önder olabilme cesaretini ve sorumluluğunu gösterebilen bir kişidir.
- Siz isteyin biz yapalım yaklaşımı aslında istenileni yapma eğiliminde olan kişinin amaç dışı düşüncesini kamufle etmek için ortaya attığı iğrenç bir düzenbazlıktır…
Herhangi bir yapıyı oluşturmak için ortaya çıkan kişinin öncelikle kendisine ait bir düşünce yapısının olduğunu bilmemek için sanırım ahmak olmanın yanında oldukça saf olmak ta gerekir. Kim neden ve niçin bir yapı oluşturmak ister..? Hangi düşüncenin hangi aşamasında kendi merkezli bir yapının ortaya çıkartılması fikrine sahip olur..? Çevresine toplamayı düşündüğü insanlara yakın olduğu izlenimini yaratmanın temel yöntemi onların düşüncelerinin ne kadar değerli olduğu izlenimini yaratmak mıdır..? Tüm bunların dışında herhangi bir yapıyı oluşturmak iddiasında olan bir kişinin kendi özelinde düşüncelerini belirli bir sistemetik çerçevesinde oluşturduktan sonra ortaya çıkıp oluşturmak istediği yapıyı etrafındaki kişilere dürüst bir yaklaşımla anlatması ve kendisiyle aynı düşüncede olanlardan destek beklemesi gerekmez mi..?
Konumuz sektörel olunca biz de doğal olarak sektöre yönelik olan bakış açısıyla değerlendirme yaptığımızda durum bu şekilde olmuyormuş. Kısa ve kestirmeden anlatmayı beceremediğim için mi desem yoksa bir ton yazı yazmak hoşuma gittiği için mi bilemiyorum ama ne yazık ki ortaya çıkan durumu belirtmek için sizi bir çuval ön giriş yazısını okutmak zorunda bırakıyorum. Ben yazmaktan sıkılmadığıma göre umarım siz de okumaktan sıkılmazsınız. Şimdi buraya kadar anlattıklarımızı bir kez daha değerlendirdiğimizde ortaya " Akıl, bilinç, eğitim, mantık, sorumluluk, yönlendirme " gibi ilginç olduğu kadar tuhaf yaklaşım biçimini içeren kelimeler çıkıyor. Aslında bunlara ne gerek var diyenler olabilir. Olmaz ama diyelim ki biz de onlara katıldık hatta katılmakla kalmayıp gülmekten katılmaya kadar bir süreci de onlarla yaşadık. Peki ortaya ne çıkar..? Ne mi çıkar işte bu çıkar.
Vatandaşın birisi adına Facebook denen yerde önceden gördüğü halüsünasyonların yaşamda karşılığının olabileceğini düşünüp boş hayallerinin mekanını oluşturmanın bir adım ötesine geçip, işin zor yönünü bir kenara itip içi boş gevezeliklerinin ve kişisel kaygılarının mekanını kurmaya soyunmuş.
Ve soruyor..!
- Nasıl bir site istiyorsunuz..? Sitemizde hangi konuların ve içeriklerin olmasını istiyorsunuz..? Görüş, öneri ve isteklerinizi lütfen bize bildiriniz…
Ne güzel. Ne kadar masumane bir istek. İçerisine bir de lütfen eklediğiniz zaman bundan sonraki süreçte bütün düşünce, istek ve görüşler size özel ulak yağmaya başlar.
- Ben sevgilimle rahatça yazışacağım bir alan istiyorum. İstiyorum abi bu da benim en tabii hakkım. Benim görüşüm de bu yani. İstiyorum bak ona göre…
En kaba anlatımıyla herhangi bir kişiden bu yönde bir istek gelebilir mi..? Gelebilir de gelmeyebilir de. Burada önemli olan ne tür bir isteğin gelebileceği değil bu tür bir yapıyı oluşturmaya aday bir kişinin daha işin başında bu tür bir bakış açısına sahip olmasıdır. Belki bu yazıda sizlere gereğinden çok soru sormuş olabilirim ama son olarak bir soru daha sormak istiyorum.
- Hangi düşünce yapısına sahip bir kişi veya kişiler bu tür düşüncesizlikleri yapabilir..?
Ne yapacağını bilmeyenler desek sanırım olmaz. Aslında olabilir ama olmaz düşüncesindeyim. Bu yola baş koyan bir kişinin aslında nereye gideceğini bilmemesi durumunu ortaya serer ki bence bu kişi veya kişiler en azından nereden geldiklerini biliyorlardır ve nereye gitmek istediklerinin de farkına varmışlardır diye düşünmek istiyorum. Belki de içimden bir ses beni bu şekilde düşünmeye zorluyor. Aksini düşünmek istemiyorum veya istemek istemiyorum. Düşünsenize, nereye gideceğini, ne yapacağını, neyi ne şekilde yapacağını bilmeyen birileri çıkmış ve bir yapı oluşturmak istediklerini ve bu yapıyı nasıl oluşturacakları yönünde insanlardan kendilerine düşünce bildirmelerini bekliyorlar. Bu nasıl bir saçmalık, nasıl bir bakış açısıdır bunun mantıksal anlatımını bana kim yapabilir diye düşünürken birden düşüncemde tasarruflu bir ampulün yandığını hissettim.
- Aslında bu kişiler ne yapacaklarını biliyorlar ama açıklamaya cesaretleri yok. Kitle kuyrukçuluğu gibi bir fetbazlığı kendi düşüncelerine paravan olarak kullanıyorlar. İşler kötü giderse akıl verenden, iyi giderse onlardan…
İlgili duruma yüzeysel olarak baktığımızda bile internet üzerinde bir site kurmanın kolay ama onun yaşatmanın, canlı tutmanın, etkin rol oynamasını sağlamanın, her şeyden önce örnek bir yapı olmasına çalışmanın zor olduğunu görürüz. İş kız arkadaş bulmanın ötesinde, boş gevezeliklerin yapıldığı, iş örnekleri adı altında çöpe atsan kabul etmeyip size geri tüküreceği kalitesizliğinde " Ben yaptım siz eleştirin " türünden çalışamamaların sayfalar dolusu yer aldığı, Türkçe dil kurallarının ayaklar altına paspas yapıldığı, hakaretleşmelerin, küfürleşmelerin ve didişmelerin ayyuka çıktığı, düşünce üretiyoruz adı altında düşünce ziyanlıklarının yaşandığı ortamlara meydan yaratılmayan bir yapının oluşturulması çabasıdır. İlkeli yaklaşım biçiminin kendisini hissettirebilmesidir. Düşünce yoğunluğunun ve dürüst bakış açısının hakim kılınmasıdır. Üç kuruşluk ilan alabilmek için beşyüz taklanın atılmadığı bir yönetim biçiminin, paylaşımın kişisel çıkarlara hizmet etmemesinin sağlandığı bir ortamın yaratılma çabasıdır.
Tüm bunları ortaya çıkartabilecek bir aklın, mantığın, ilkeli bakış açısının ve dürüstlüğün yansıtılabilmesi ve bunun yanında sistematik bir yaklaşım biçiminin sürdürülmesi sağlam ve aktif bir yapının oluşturulmasında öncelikli koşuldur. Bunları gerçekleştirmekten aciz salt internet üzerinde kişisel tatmin duygusunu sağlamak adına ortaya çıkmış sitenin / sitelerin geldiği son noktanın ıssızlıklar dinginliği olduğunu bugün bir kez daha net bir şekilde görüyoruz. Dün kırkbin üyesi olmakla övünen kişilerin bugün sitelerinde kırk kişiyi bile aktif olarak tutamadıklarını biliyoruz. Dün kelimeleri akılsızca ve fitursuzca savuranların bugün artık soluklarının bile hissedilmediğine şahit oluyoruz. Dün kendisini kullanıcı grubu sananların bugün geldikleri noktada amaçlarından ne kadar öteye savrulduklarını görmekten üzüntü duyuyoruz. Ortaya çıkan bu sonuçlar bize şunu işaret ediyor. Basit kişisel çıkarlar adına düşünmeden yola çıkanlar bir süre sonra nadasa bırakılmaktan bozkırlaşmış alanlar olarak karşımıza çıkıyor.
Dikenli telin kara tarafı geçen süre içerisinde ne yazık ki bir arpa boyu bile yol gidemedi. Eskilere eklenecek yeniler de bu işi daha beceriksiz, çıkarcı ve basit yöntemler izleyerek yapmaya çalıştıkları sürece ( ki görünen o ) tellerin üzerindeki dikenlerin paslı sivri uçlarını parmaklarında hissedip irkilecekler. Oysa ki keramet telde değil akıldadır. Aklını iyi kullanan, yöntemini doğru seçen, programını bilinçli olarak yapan çevresindeki kişilere son tahlilde her zaman yararlı olur. Diğerleri ise yok olmaya mahkumdur.
Saygılar...
|