|
Selam,
- Çocukluğunuzdan bu güne aklınızda kalan önemli şeylerin neler olduğunu hiç düşündünüz mü..?
İlginç bir soru. Her insan yaşamının belirli dönemlerine damgasını vuran kişileri veya olayları geriye dönüp düşünmeli.
- Ne kazanır..? Belki hiçbir şey. Ne kaybeder bence çok şey.
Çeşitli dönemler çocukluğumda yaşadığım ve o dönem kendi aklımca önemli olduğunu düşündüğüm anlarımı bilinçli olarak gözümün önünden geçiririm. Bir dönem belirli bir süre kendi halinde bir ilçede yaşadığımız çocukluk maceramızın çeşitli aşamaları dün olduğu gibi bugün de ilgimi ve canlılığını yitirmeden sürdürür.
İşin en ilginç yanı kendi oyuncağımızı hiç üşenmeden önce yapar sonra onunla sanki mağazadan almışız gibi merakla ve heyecanla hiç usanmadan oynardık. Aslında yaratıcılığımızı geliştirmesi anlamında bugün düşündüğüm o nokta bize oldukça yararlı oldu. Hayal gücümüzü sonuna kadar zorlamanın bugün bile bir çok kişinin aklından geçemeyecek şeyleri enine boyuna konuşmak, araştırmak ve gerçekleştirme noktasında neler yapabileceğimizi kendimizle ve etrafımızda bulunan akranmalarımızla tartışmak ve çözüm yolları bulmaya çalışmak belki de işin püf noktasıydı. Aslında bugün düşünüyorum da biz oldukça sosyal hatta sosyal ötesi bir çocukluk yaşamışız.
Bu anlamda şimdiki çocuklara baktığımda bizim o dönem yaptıklarımızın yanında biraz cılız ve hatta oldukça ilkel kaldıklarını görüp kendi kendime ilerledikmi yoksa gerçekten çokmu geriledik düşüncesini aklımdan geçirmeden edemiyorum.
Meraklıydık, etrafımızda olan herşeye sonsuz bir merak ve heyecanla bakıyorduk. Bize bırakılsa hemen yapacakmış gibi durur, elimize aldığımız her şeyi nasıl geliştirebiliriz yaklaşımıyla inceler, araştırır kendimizce çözümler bulmaya çalışırdık. O dönem bulunduğumuz mahallede bizden büyük olan amcalarımızın ne tür işlerle uğraştıkları konusu bile bizde inanılmaz bir merak duygusu uyandırırdı. Çalıştıkları işyerlerini ziyaret eder, onların neler ürettiğini, nasıl ürettiğini bıkmadan usanmadan yeniden ve yeniden inceler bulunduğumuz konuma onların işlerini indirger ve kendi aklımızca çözüm yolları üretmeye çalışırdık.
Etrafımızda pek çok meslek grubundan insan olmasına karşın benim özellikle ilgimi çeken birisi vardı. Yaptığı işi heyecanla, şevkle, severek ve isteyerek yapan, yaptığından para kazanacak olmanın ötesinde işine aşkla sarılan basit gibi görünmesine karşın ona sevecenlikle yaklaşan ve en önemlisi de çocuklara yönelik bir işi kendisine meslek edinmiş dışardan bakıldığında öyle ahım şahım bir niteliği olmayan tahminen 50 yaşlarında hafif kambur duran, zayıf ama dinç, yorgun bir yüz ifadesi olmasına karşın sürekli gülümseyen, az konuşan ama konuştuğunda hayata dair inanılmaz sözler eden mahallemizin ve çevre mahallelerin neredeyse en çok ilgisini çeken,
- Baloncu Hüseyin Amca...
Uçan balon üretmek sanki ona doğuştan verilmiş bir yetenek gibi doğal ve net davranırdı. Şık bir takım elbise giyen bir beyefendi edasıyla işinin başına geçer, eline aldığı balonları özenle renklerine ayırır, defolu olanları sağlamlarından ayırır, sağlam olanları ise önce elleriyle okşayıp daha sonra şişirmek üzere masanın yanında duran sandığın içerisine özenle bırakırdı. İnce iş yapan bir kuyumcu ustası hassasiyetiyle işine yaklaşır çocuklara satmak üzere üreteceği uçan balonları nakış gibi işler hatta çoğu zaman masasının üzerinde duran boya ve fırçalarıyla balonların üzerine o dönem çocukların ilgisini çekecek çizimleri veya desenleri özenle çizerdi. Uzun yıllar evli olmasına karşın çocuğunun olmamasından mı yoksa kendisini hala çocuk gibi hissetmesinden mi bilemiyorum ya da yüreğindeki çocuğu öldürmemiş olmasından da olabilir çocuklara karşı özel bir ilgisinin olduğu kendisini ziyaret ettiğimizde hemen ortaya çıkardı.
Eşinin hazırladığı poğaçaların tadını ise bugün bile unutamıyorum. Ünlü atasözümüzün de belirttiği gibi,
- Çocuklar sevindirilmesi gereken en nadide varlıklardır...
sözündeki anlamı, amacı ve değeri o dönem sanırım en iyi bilenlerden biriydi. Hazırladığı uçan balonların büyükler tarafından da sevgi ile dolaştırılması gerektiğini ve insanın hiç bir zaman çocukluğundan kopmamasını içerisindeki heyecanı, şevki ve en önemlisi de enerjiyi sürekli canlı tutması gerektiğini bize ilk öğretenlerden birisi olarak bizim mahallenin baloncusu Hüseyin amcayı bugün bile saygıyla anıyorum.
Günümüzün Hüseyin amcaları geçmişimin Hüseyin amcalarından ne yazık ki çok farklı bir görünüm sergiliyor. Yaşamda umduklarını bulamamanın kendilerine yüklediği kırıklık duygusuyla ve en önemlisi de artık kendileri için bile gerekli olan enerjilerini yitirmeleri sonucunda amaçsız, araçsız ve boş bakışlarla ortalarda dolaşarak bir şeyler yapacaklarını düşünür hale gelmişler. Kapıldıkları boş hayallerin sınırının bittiğini takıldıkları dikenli tellerin yırtıcı keskinliğinin canlarını acıtmasıyla algılayabilen günümüzün baloncu Hüseyin amcaları ne yazık ki benim çocukluğumun heyecanlı, sevecen ve enerji yüklü olanlarının yanında amaçsız kalmış hafif kişilikler olarak ortada seyirtiyorlar.
Adına zaman denen kavramı kendileri için bahane üretmek anlamında sığınacakları gözden uzak tenha bir liman olarak algılayan bu tür kişilerin sıkıştıkları veya içerisinden çıkamayacaklarını anladıkları zaman ve durumda bol keseden kullandıkları bir gerekçe olması sanırım onların kişisel tercihlerinin birinci sırasının vazgeçilmez ürünüdür. İnsanın bazı şeyleri bilmesi onun bildiklerini doğru anlamda gerçekleştirmek için hareket edeceği anlamına gelmiyor. Balonculukta kendisini uzman olarak görmeyi aklından bile geçirmeden tümüyle amatör bir ruh ve bakış açısıyla çocukların eğlencelerine kendisini adamış o Hüseyin amcadan bu günün balonlarıyla ünlü Hüseyin amcalarına sanırım zaman oldukça hızlı ama bir o kadar niteliksiz ve boş bir şekilde akıp gitti.
Amacını yitiren kişilerin elinde kalan araçları da bir süre sonra yitireceğini bilmek için öyle çok fazla bilgi sahibi olmaya gerek yok. Yeterki konuya bakmasını bilen kişinin mevcut ortamın biraz dışına çıkarak ilgili konuya objektif yaklaşması ve en önemlisi de nereden bakacağını bilmesi, bakacağı konuyu ilgilendiren kişiyi objektif olarak değerlendirmesine ve sonuçlarının neler olabileceği noktasında ise sağlıklı öngörülerde bulunabilmesine önemli bir katkı sağlar. Günümüzün baloncusu Hüseyin amcaların içerisine düştüğü açmaz ve bu açmazın getirdiği son nokta onların çaresizliğinin ve aslında onların eskiden olduğu gibi bugün de boş birer balon olduklarının önemli bir göstergesidir.
Ellerinde uçuracakları balonları kalmayınca kendilerini uçurdukları balonun yerine koyup gökyüzüne doğru yükselmeye başladıkları o an ayaklarının yerden kesildiğine mi yoksa gerçek niteliklerinin ortaya çıktığına mı yanacaklarını bilemez hale geldiklerini bile anlayamazlar. Görünen o ki, İçerisine düştükleri durumun aynası olarak ortaya attıkları ve artık uçamaz duruma gelmiş balonlarına kimsenin ilgi göstermediğinin farkında bile değiller. Yaşadıkları hayal aleminin çekiciliğine kapıldıklarını bile anlayamayacak durumda olan bu baloncu Hüseyin amcalar İçi boş hayallerinin sepetini uçmayan balonlarının niteliksiz hacmiyle dolduramazlar.
Dünün nitelikli, sevecen, heyecanlı ve enerji dolu baloncusu Hüseyin amcanın yerini günümüzün enerjisini tüketmiş, heyecanını yitirmiş elindeki içi boş hayallerle dolu balonlarına bile sahip olamayan baloncu Hüseyin amcalar alamayacaktır. Çünkü tarih isim anlamında bile olsa hiç bir zaman tekerrür etmez.
Saygılar...
|